Strasbourg direnişçileri: Geç olmadan harekete geçin!

145

Fransa’nın Strasbourg şehrinde 67’nci günündeki tecride karşı direnişte yer alan eylemciler, Kürt halkına, gençlere, kadınlara ve özellikle de Kürdistan’daki diğer parti ve güçlere ‘geç kalınmadan’ harekete geçilmesi çağrılarını yinelediler.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecritle birlikte kendini daha da somutlaştıran faşist AKP-MHP rejiminin politikalarına karşı 17 Aralık’tan bu yana Strasbourg’da süren açlık grevi direnişi, 67’nci gününü de geride bırakıyor. Doktorların fiziki olarak ‘her gün dirhem dirhem eriyorlar’ dediği eylemciler, tecridin kırılacağı güne kadar kararlı bir biçimde eylemde olacaklarını vurguluyorlar.

Eylemciler, tecridin kırılması ve bu amaçla başta İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) gibi kurumların harekete geçmesi için, halkının desteğinin önemine dikkat çekiyorlar.

Eylemciler, bugüne kadar başta Kürdistan, Türkiye ve Avrupa’da olmak üzere büyük ses getiren açlık grevi eylemlerinin başarısı için halkın daha büyük bir sahiplenme çerçevesinde eylemliliklerini yükseltmesini istiyor.

İki ayı aşkın süredir devam eden direnişlerinde sağlık konusunu hiç gündemleştirmediklerini söyleyen eylemciler, özellikle işkence koşullarındaki cezaevlerindeki tutsaklar ile Leyla Güven’in 106, Nasır Yağız’ın ise 93 gündür süren eylemlerinde her an bir şehadet haberi alınmasından endişe ediyorlar.

Açlık grevi eyleminin bu kritik aşamasında eylemcilerden siyasetçi Mustafa Sarıkaya, akademisyen ve KNK üyesi Kardo Bokani, en genç eylemi olan avukat Deniz Sürgüt ve kadın devrimci Nurgül Başaran’ın mesajlarını paylaşıyoruz.

‘KENDİ ÖZ GÜNDEMİMİZE DÖNMENİN RAHATLIĞINI YAŞIYORUZ’

Mustafa Sarıkaya, “Eylemimizin artık 67’inci günündeyiz. Bu halkın beklentilerini hisseden ve bunu kendisinde eylem gücü açığa çıkarıp yolculuğa bşalayan tüm arkadaşlarımız belli bir safhaya ulaştılar. Hepsi kritik aşamadalar. Elbette başta Leyla, Nasır ve zindandaki yoldaşlar için bu çok daha kritik” diye söze başlarken, tecridin kırılmasının halkın özgürlüğüyle doğrudan bağına dikkat çekiyor.

Mustafa Sarıkaya: “Biz Strasbourg eylemcileri, haklı olarak Leyla, Nasır ve zindandaki arkadaşların kaygısını yaşamaya başladık. Şimdiye kadar bu eylem çok temel, anın ve dönemin hatta belki de tarihsel sürecin ihtiyaçlarına cevap veren bir eylem olduğunu ispatladı. Halk olarak, Özgürlük Hareketi olarak, dört parça Kürdistan olarak veya yurtdışındakiler olarak kendi öz gündemimize dönmenin rahatlığını yaşıyoruz. Bu eylem böyle bir huzur yarattı.

‘ÖZGÜR YAŞAM İLKELİ, KİMLİKLİ, ONURLU VE ÖNDERLİKLE OLMALI’

Ama elbette bizim arayışımız huzur değil. Kuşkumuz bu eylemcilerin hepsi de ölüm govendine katmış değil; yaşam govendine girdiler. Yaşamı kurtarmak istiyorlar. Elbette bu ‘yaşam nasıl olursa olsun’ babında bir arayış değildir. Yaşam özgür olmalı, ilkeli, kimlikli, onurlu olmalı ve tabii ki, Önderlikle olmalı. Böyle bir yaşam govendidir bu. Tüm bu arkadaşlarımız yaşamın özgür kılınması ve bunun da ancak Önderlikle olacağı bilinciyle hareket ediyor. Bu açıdan bir gündem oluşturdu bu eylem.

‘ÖNDERLİĞİN VE HALKIN ÖZGÜRLÜĞÜ BİRBİRİNE BAĞLI’

Ama bizim sadece gündemle sınırlı kalma gibi bir lüksümüz de yok; eylemimizin başlangıç amaçlarını gerçekleştirme gibi acil bir görevimiz var, acil bir sorumluluğumuz var. Bu sorumluluk elbette ilk olarak ‘tecridin kırılmasıyla’ yoluna devam edebilir. biz sadece tecridin kırılmasını isteyen eylemciler değiliz: Esas amacımız özgürlüktür ve özgürlük de Reber Apo’nun özgürlüğünden geçiyor. Bu açıdan çok yerinde ve isabetli olarak bu eylemin sloganı da var zaten: ‘Tecridi kırmak, faşizmi yıkmak ve Kürdistan’ı özgürleştirmektir.’ Birbirinin içine geçmiş ve birbirini kesinlikle doğrudan ilgilendiren, biri olduğunda diğerinin geleceği bir süreç yaşıyoruz. Bu slogan bunu ifade ediyor. Dolayısıyla böyle bir anda bulunuyoruz.

‘ÖZGÜRLÜKSÜZ YAŞAMAK KÖLELİK ANLAMINA GELİR’

Herkesin bu kritik aşamaya ulaşan bu eylemin etrafında birleşmesi gerekiyor–artık sadece yakınmak, üzülmek değil. Kuşkusuz üzülüyoruz da. Sanırım en çok üzülenler biz eylemcileriz. Üzüldüğümüz şey nedir? Bunu baştan beri eylemin birçok safhasında ifade ettik: Önderliksiz yaşamak bizim için üzüntülerin en büyüğüdür. Özgürlüksüz yaşamak kölelik anlamına gelir ki; bu üzüntünün de ötesinde bir kıyamettir aslında. Asla kabul edilemeyecek bir onursuzluktur ve buradan bakıldığında sadece bazı gündemler oluşturmak, vicdani olarak rahatsız olmak yetmiyor. Gelinen aşamada Leyla yoldaşın öncülüğünü yaptığı bu eylemin daha fazla zamana yayılmadan Önder Öcalan’ın üzerindeki tecridin kırma başarısını göstermesi gerektiğine inanıyoruz. Eylem de bunun için var. Bu da çok başarılamayacak bir hedef değildir. Geçen günler bunun böyle olduğunu gösterdi.

‘TALEBİ EYLEMLİLİKLERE TAŞIMAK GEREKİYOR’

Bu eylem belli bir düzeyi de ortaya çıkardı. Ancak tamamlanması gerekiyor. Bu tamamlanmayla, İmralı tecrit duvarlarını yıkabileceğimizi gördük. Bu açıdan çok da ciddi, çok daha radikal ve aynı zamanda herşeyiyle buna göre kurgulandığı, herşeyin buna göre tasarlandığı bir süreç gerekiyor, buna ihtiyaç var. Herkesin, her çevrenin bu eylem etrafında gelişen talebi biraz kendi talebine dönüştürerek, eylemliliklere taşıması gerekiyor. Böyle olduğunda hiçbir anlamda İmralı tecrit duvarları açısından bir finale dönüşebilir. Biz bu aşamada bulunuyoruz. Artık bir kez daha bu duvar yıkıldığında hiç kimse İmralı utancıyla yüz yüze bırakamaz. Böyle bir aşamayı bu halk, bu hareket direnişi yarattı. Bir kez daha o duvarı aştığımızda, yıktığımızda kesinlikle faşizm yıkılacaktır.

Bu kadar birbirini çok sıkı sıkı ilgilendiren ve bağ içinde olan birşeydir. Faşizm artık yıkılmış olan tecrit duvarının üzerinde yaşayamaz, altında kalır. Bu da yeni bir süreç halkımız açısından. Var olan başarıların daha da büyütmenin anını yaratacağız.

Leyla arkadaşın yaktığı isyan ateşinin her tarafta büyütülmesi gereken bir andayız. Tamam, düşmanımız bir sıkışıklığı yaşıyorlar ama anlaşılan şu ki; onu tümden yıkabilecek bir düzeyi de açığa çıkaramadık.

‘BAŞARIDAN ZERRE KUŞKU DUYMUYORUZ’

Biz Strasbourg eylem grubu olarak zerre kuşku duymuyoruz ve sonuçları ne olursa olsun kesinlikle başarmak için burada olacağız, burada devam edeceğiz. Bu kararlılık Leyla arkadaşın kararlılığıdır. Ruhunu 14 Temmuz’dan, Mazlum Doğan’dan, Sakine Cansız’dan, zindanlardan, Akiflerden alıyor. Dolayısıyla bu ruh kesinlikle başaracaktır. Bu konuda kimsenin kuşkusu olmasın. Bu hareketin böyle bir diyalektiği var.

‘BU BAHARI KÜRDİSTAN-ÖNDER ÖCALAN BAHARINA ÇEVİREBİLİRİZ’

Bu eylemlerle bir kez daha gördük ki, milyonlarca insan aynı talepte aynı ruhta buluştu. Ve bu ruh başarı ruhudur. Biz de Strasbourg eylem grubu daha fazla yayılmadan tecrit duvarını yıkmak için daha çok sahiplenme, daha çok harekete geçme zamanı olduğunu söylüyoruz. Bu temelde halkımız elbette bu anı yaşıyor, her yerde bir kıpırdanma var. Bu baharı Kürdistan baharı, Önder Öcalan baharına çevirebiliriz. Çağrımız bu temeldedir. 2019 baharı Kürdistani renkte olsun, Önder Öcalan renginde olsun. Tüm şehitlerimizin de bize vasiyeti budur. Hepsi son söz olarak Biji Serok Apo diyordu. Hepsi gözleri biraz açık kaldıysa o da Önder Öcalan’ı görme açıklığıydı. Dolayısıyla Önder Öcalan’ın, Kürdistan’ın özgürlüğü onların bizlere vasiyetidir. Herkesi hem şehitlerimizin vasiyetini yerine getirmeye hem de Reber Apo’nun özgürlüğü için göreve çağırıyoruz. Başarı bizimdir, zafer bizimdir. Bunda zerre kuşku yok, en küçük bir tereddütümüz yok. Başaracağız ve Özgür Önderlikle, Kürdistani bir bahar da yaşayacağız. Bu temelde şimdiden herkese başarılar diliyoruz.”

NURGÜL BAŞARAN: BAŞTA KADINLAR ROL OYNAMALI

Açlık grevi direnişinde daha çok kadınların rolünü oynamasını isteyen eylemcilerden Nurgül Başaran da, direnişçilerinin sesinin daha fazla yükseltilmesinin önemine dikkat çekiyor.

Nurgül Başaran: “Uluslararası güçlerin 20 yıldır uyguladığı komplo ve komployla beraber Önderliğimiz üzerinde özellikle son 3 yıldır uygulanan tecrit, izolasyon halen devam etmekte. Leyla arkadaşın Amed zindanlarından başlayıp şimdiye kadar devam ettirdiği eylemiyle beraber biz Strasbourg’daki Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi üyelerinden oluşan eylem grubu olarak 67 gündür açlık grevindeyiz. Tabii ki başından bu yana amaçlarımız, bu grevin başlatılmasının nedenleri tek tek değerlendirildi.

‘KARARLILIK VE İDDİA İLK GÜNKÜ GİBİ DEVAM ETMEKTE’

Fakat bundan sonra bizim için önemli olan artık şudur: Hem bir kadın olarak hem Özgürlük Hareketi olarak şunu tekrardan vurgulamak istiyoruz. Biz kararlıyız. Ne olursa olsun tecridin kaldırılması noktasındaki kararlılığımız devam ediyor. Bugün uluslararası güçlerin yürütmüş olduğu başta Ortadoğu ve Kürdistan’daki üçüncü dünya savaşına karşı tekrardan mücadelemizi yükselterek, Önderliğimizin üzerindeki tecridi kaldırma ve özgürleştirme temelinde bu eylemi gerçekleştiriyoruz. Bu anlamdaki kararlılık ve iddia ilk günki gibi devam etmekte.

‘EYLEMCİLERİN SESİNİN DAHA FAZLA YÜKSELTİLMESİ GEREKİYOR’

Tabii bizim için önemli olan sadece bu eylemin bir alanda, bir şehirle, bir ülkeyle sınırlı kalması değildir; önemli olan tecridin kalkması için bütün halkın her alanda eylemliliğe kalkması, her alanda duyarlı kılınmasıdır. Hatırlatmak gerekir ki; cezaevlerinde hem açlık grevinde olup hem de işkence görüp, kötü muamalelere maruz kalan arkadaşlarımız var. Bu anlamda herkesin bütün eylemcilerin sesinin daha fazla yükseltilmesi için alanlarda olması gerekiyor.

‘CİDDİ BİR DİPLOMASİ ÇALIŞMASI YÜRÜTÜLMELİ’

Diğer yandan ciddi anlamda bir diplomasi çalışması yürütülmesi gerekiyor. CPT, Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu gibi tüm bu kurumların harekete geçirilmesi gerekiyor. Zaten en başında dediğimiz gibi bu vicdani bir eylemdir, vicdanlara seslenen bir eylemdir. Fakat bu vicdanların bir an önce harekete geçmesi için asıl harekete geçmesi gereken, asıl eylem gücü bizleriz.

Bu süreci sahiplenme temelinde başta Kürt kadınlarına, Kürt halkına, özellikle de İç Anadolu kadınlarına sesleniyorum: Artık bu aşamadan sonra ‘dur’ demek gerekiyor çünkü arkadaşlarımızın durumu kritik aşamayı geçmiş durumda.

‘BEDENLER ERİYORSA DA BEYİNDEKİ ÖZGÜRLÜK SEVDASI DAHA DA BÜYÜDÜ’

Her ne kadar bedenler eriyor olsa da beyinlerimizde yaşanan o özgürlük sevdası daha da büyüdü. Bu anlamda mücadele de büyüyor, irade de büyüyor. Bu konuda bir irade ve kararlılık olarak ciddi anlamda güçlü bir morale, güçlü bir iddiaya sahibiz. Fakat tekrar söylemek gerekirse, başta kadınlar, özellikle genç kadınlar olmak üzere herkesin duyarlılık gösterip 20’inci yılında bu tecridin ortadan kaldırılması, Önderliğimizin özgürleştirilmesi temelinde daha güçlü adımlarla sürece cevap olmak gerekiyor; sahiplenmek gerekiyor. Alanlarda olan, an be an eylemlerde olan bütün halkımızı, dostlarımızı, çalışanlarımızı, yurtseverlerimizi ve kadınlarımızı saygıyla selamlamak istiyorum.”

BOKANİ’DEN KÜRDİSTANİ DİĞER PARTİ VE GÜÇLERE ÇAĞRI

Doğu Kürdistanlı siyaset bilimcisi ve KNK Dışilişkiler Komitesi üyesi Kardo Bokani, çağrısını Kürdistan’ın diğer parçalarındaki halka ve partilere yönelik yaptı.

Tüm dünyada destek gören açlık grevi direnişine diğer parçalardaki parti ve güçlerin destek vermediği eleştirisini getiren Bokani şöyle dedi: “300’den fazla Kürdistanlı siyasetçi ve devrimci bir eyleme başladık ve eylemimiz oldukça kritik bir aşamadadır. Her an bir şehadet yaşanması ihtimal dahilindedir. Kürt ulusu hem ülkede hem de ülke dışında büyük bir destek sunuyor. Dost demokratlar, demokrasi güçleri destek veriyor, dayanışma gösteriyor. Ancak diğer Kürdistani güçler ve partilerden herhangi bir tavır sergilenmiş değil.”

Öcalan’ın halk önderi olarak sahiplendiklerini ve Kürdistani partilerin de desteğinin önemine dikkat çeken Bokani, “Onlara çağrımız buraya gelmeleridir çünkü bu eylem Başkan Öcalan’ın özgürlüğünü amaçlıyor ve Başkan Öcalan da ulusal bir önderdir. O Kürdistan’da zor şartlarda mücadele etti” diye konuştu.

Kürdistani ve ulusal bir eylem olan açlık grevine katılma kararı aldığını dile getiren Kardo Bokani, Kürdistani parti ve güçlere yönelik “Tüm Kürdistanlılar ve partiler çabalarını, eylemlerini ve desteklerini büyütmelilerdir” çağrısında bulundu.

Bokani, eylemin diğer tüm Kürdistani güçlerin desteğiyle de başaracağının altını çizdi.

SÜRGÜT’TEN GENÇLERE ROLLERİNİ OYNAMA ÇAĞRISI

Eylemciler arasındaki en genç isim olan Avukat Deniz Sürgüt ise, kendilerinden ziyade cezaevlerinde işkence koşullarında direnişi sürdüren tutsakların ve Leyla Güven ile Nasır Yağız’ın sağlığını düşündüklerini vurguluyor. Sürgüt, tecride karşı direnişin başarısının Kürdistan genç kadın ve erkeklerinin mücadeleyi yükseltmesiyle mümkün olacağının altını çiziyor.

Deniz Sürgüt: “Açlık grevi eylemimizin artık 60’lı günlerindeyiz. Bu eylemin doğası gereği artık sağlık açısından artık kritik bir dönemi yaşıyoruz. Bazı arkadaşların vücutlarındaki kilo kayıplarında, tansiyon düşmelerinde vs bizi korkutan bazı gelişmeler oluyor. Ama biz tabii eylemciler olarak kendi aramızda tartışırken, sağlık konusunu çok gündemleştirmemeye çalışıyoruz. Kendi açımızdan bunu biz gündemleştirmiyoruz. Çünkü yani bunu göze almıştık. Hem ileride bu tür sorunlar yaşayacağımızı biliyorduk hem de Leyla Güven arkadaşın direnişi varken, Önderliğin 20 yıldır cezadvindeki direnişi varken, arkadaşların Türkiye cezaevlerindeki direnişi varken, biz bu sağlık konusunu gündemleştirmeyi çok doğru bulmuyoruz.

Ama özellikle Strasbourg yürüyüşünden sonra bu umut biraz daha canlandı bizde. Kesin artık o başarı biizm için daha belirgin, daha kısa bir vadede gözüküyor. Ama yine de belirtmek gerekir ki; bu eylem bütünüyle halkla beraber yürütüldüğünde nasıl bir sonuç çıkacağını bizler artık daha net görüyoruz. Büyük, görkemli bir sonuç çıkaracağını daha net görüyoruz. Son zamanlarda Avrupa’daki hareketlilik bu net gösteriyor. Halkımızla birlikte yürütürsek bu süreç daha da kısalacak, başarı bizim için daha da yakın olacak. Herkesin omuzlarına düşen bir görev var. Bu eylemde. Önder Apo ‘hiçbir şey yapamıyorsanız bile dua edin’ diyor. Demekki herkes bişeyler yapabilir.

Özellikle bazı kesimlerin daha fazla çaba sarfetmesi lazım. Burada ilk akla gelen gençler, genç kadınlardır. Gençlik eğerki bu süreçte gerçek manada rolünü oynayabilirse, sürecin ruhunu yakalayabilirse, bu eylemin etrafında daha fazla kenetlenip yaratıcı eylem tarzıyla daha güçlü ama insanlara bu eylemi anlatacak ve adım attırılmasını sağlayacak eylemler yapabilirse eminiz ki, açlık grevindeki arkadaşların sesine ses katmış olacaklar. Çığlıklarını yükseltmiş olacaklar. Bu eylemi daha güzel başarıya ulaştıracaklardır. Burada kesintisiz bir eylem var. 67’inci gündeyiz. Fedai bir eylem tarzıdır. Dolayısıyla bu eyleme sahip çıkacak herkesin fedai ruh ve tarzla sahip çıkması lazım. Kesintisiz eylemde, kesintisiz alanlarda olmak lazım. Topyekün seferberlik ruhunun olması lazım. İnsanların bir an bile şunu unutmaması lazım: Her an bir şehadet yaşanabilir, Heval Leyla’nın, Heval Nasır’ın şehadeti yaşanabilir. Cezaevlerinden istenilmeyen haberler alınabilir. Dolayısıyla anında harekete geçmek önemlidir. Gençliğe en önemli çağrımız budur. Gençliğin seferberlik ruhuyla eylemlerde, alanlarda olmazı lazımdır.”