RTE ve AKP Halep’te yenildi; sıra Bab’da…

1088

Türkiye Rojava kantonları arasındaki bağlantının kurulmaması için Bab’a karşılık Halep’te grupları yüzüstü bırakmasından dolayı bu sonuç ortaya çıktı.

14 Aralık 2016 Çarşamba 09:55
MİNBİC – SEYİT EVRAN

5 yıldır aralıksız bir şekilde Suriye’de süren iç savaşın merkezindeki Halep’te perde kapandı. Perde, büyük çoğunluğu Türkiye destekli silahlı grupların yenilgisiyle kapandı. Yenilen aslında Halep ve Suriye’deki silahlı gruplar değil; RTE ve AKP’nin Suriye’de izlediği politikalar oldu. Çünkü bu gruplar iki ay öncesine kadar her şeyiyle Türkiye’den besleniyorlardı. Türkiye Rojava kantonları arasındaki bağlantının kurulmaması için Bab’a karşılık Halep’te grupları yüzüstü bırakmasından dolayı bu sonuç ortaya çıktı. O yüzden yenilen, gruplar değil, Türkiye’nin kendisidir.

NEDEN AMA…

14 Mart 2011 tarihinde Suriye’de devrim adına kalkış başladığında ilk günden beri Türkiye taraf oldu. Üzerinden daha bir ay geçmeden ayağa kalkanları dönemin başbakanı R. Tayyip Erdoğan ‘HSÖ’ (Hür Suriye Ordusu) diye adlandırdı. Hür Suriye Ordusu şurayı da aldı, burayı da aldı diyerek bu savaşta taraf olduğunu ortaya koydu. Ardından Sultan Muhammed Fatih, Kanunu Sultan Süleyman, Kanuni’nin Torunları, Asifet Şimal, Sultan Abdul Hamit gibi Türkmen gruplarını kurdurdu. Bu grupların etkili olmamasından ötürü şimdi esamesi okunmayan ancak Kürtlere saldırılar konusunda 2013 ve 2014 yıllarının güçlü grubu Liva Tevhid’i devreye soktu. Nusra ile baştan beri ciddi bir ilişki içinde oldu. Zira Serêkani saldırıları Nusra grubunun Türkiye üzerinden Halep’ten aktarılmasından sonra oldu. İlişkilerini, en son palazlandırdığı ve şu ana kadar sıkı bir bağ içinde olduğu DAİŞ ile sürdürdü. Türkiye’nin bu gruplar üzerinden Suriye’de izlediği ve sonuç almak istediği iki temel nokta vardı. Birincisi, Kürtlerin hiçbir kazanım elde etmemesi. Elde ettikleri kazanımları yok etmek. Kürtler adına hiçbir şeyin gelişmemesiydi.

İkinci nokta ise Tunus’la başlayıp Libya ile süren ve Suriye ile tamamlamak istediği Müslüman Kardeşler’in iktidara gelmesiydi. Bölgesel bir Sünni sistemin gelişmişi hedefleniyor. Bu sistemin başına da RTE kendisini düşünülüyordu. Çünkü Suriye’de sahaya sürdüğü Müslüman Kardeşler’in büyük bir çoğunluğu uzun yıllardır Türkiye’de beslenen eski kadrolarıydı. Bunlardan biri olan ve geçtiğimiz dönem SUK başkanlığına getirdiği Halit Hoca’ya Suriye AKP’sini dahi kurdurmuştu.

ABD, Rusya ve İran başta olmak üzere Fransa, İngiltere, Almanya vd. batılı ülkelerin Suriye üzerindeki hesapları Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’e dayalı bir sistemi getirmesine olanak vermedi. Ancak bu güçlerden bazıları Kürtler konusunda sürekli Türkiye’den kopardıkları tavizlerden ötürü Türkiye’nin saldırılarına göz yumdular. Bunun nedenlerinden biri, Kürtlerin seçtikleri üçüncü yola dayalı geliştirilmek istenen demokratik, halkların kardeşliği ve bir arada yaşamayı hedefleyen federal bir sistemdi. Kürtlerin kendi kendilerini yönetmesi aynı zamanda onların da sistemik çizgilerini tehdit ediyordu.

Bundan dolayı bu güçler arasında Kürtler sürekli pazarlık konusu oldu. Ancak bütün bu pazarlıkları Kürtler ve ittifak halinde oldukları haklarla kurdukları sistem ve oluşturdukları savunma güçleri ile izledikleri strateji boşa çıkardı. Zira türetilen ve barbarlıkta tarih boyunca belki kendilerine benzer bir yapı daha oluşmamış olan DAİŞ’e karşı direnen, savaşabilen tek güç oldular. Ondan dolayı yapılan planlar, pazarlıklar, anlaşmaların hiçbiri tutmadı. Hep Kürtler ve ittifak halindeki halklar kazanım elde etti.

Kürtlerin direnişi ile Türkiye’nin gerçek amaç ve hedeflerinin ortaya çıkmasından dolayı ve ayrıca DAİŞ ile deşifre olan ilişkilerinden ötürü Türkiye, her geçen gün kozlarını yitirdi. Rusya uçağını düşürmesiyle birlikte artık neredeyse elinde kullanacak koz kalmadı. Ama hâlâ Halep’te olan silahlı gruplar üzerinde büyük etkisi vardı. O grupları harekete geçirip Suriye rejimi ile uluslararası güçlerin planlarını bozuyordu. Diğer taraftan geçen sene ilan edilen ve ilan edildiği bir yıl içinde stratejik öneme sahip birçok yeri DAİŞ’ten temizleyen, Suriye halklarının gelecekteki ordusu QSD güçleri bile daha şimdiden bazı kesimler tarafından kabul gören gelişmeler kaydetti. Kuzey Suriye sistemi adına girilen arayışlar Kuzey Suriye Federasyonu’nu doğurdu. Ayrıca Suriye genelindeki sorunun çözümü için çaba gösteren Demokratik Suriye Meclisi ortaya çıktı. Ortaya çıkan bu kurum ve güçler diplomatik, siyasi ve askeri alanda önemli başarılar elde etti. En son Minbic’in özgürleştirilmesiyle federasyon sınırlarının tamamlanması için Bab da alınarak Efrîn’in 5 yıldır kapalı olan yolunun açılması gündeme geldi. Bu durum aynı zamanda kantonların birleşmesi demekti. Bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye’nin Suriye’de izlediği parçalama, Sünni bir sisteme dayalı halifelik, padişahlık sistemi üzerine kurulu politikaları büyük darbeler aldı. O yüzden Türkiye Kürtler açsından izlediği politikayı devam ettirmek için elinde kalan son koz olan Halep’teki silahlı gruplara sırt çevirdi. Tabii bunu Rusya ile yaptıkları anlaşmanın gereği olarak yerinde getirdi. O yüzden yaklaşık son iki aydır Halep’te olup biten her şeye kulaklarını tıkadı. Sıkışan gruplara el altından yardımları sürdürmeye çalıştı. Fakat bu konu da Rusya ile yeniden karşı karşıya gelince artık tümden eline çekeceği yönünde bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşma Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve en son Başbakan Binali Yıldırım’ın sözde ziyaret adıyla çağrıldıkları Rusya’da imzalattırıldı. Türkiye adeta kendisine kabul ettirilmek zorunda kalan Halep’teki gruplardan eline çekme karşılığında Kuzey Suriye Federasyonu topraklarının birleşmemesi için Bab’ın kendilerine bırakılmasını istendi. Rusya Halep’te perde kapanana kadar bunu kabul etti. Rusya kabul edince Suriye de sessizliğini korudu. Diğer taraftan Halep’te elini çabuk tutmaya başladı.

HALEP’TEKİ GRUPLARIN HAZİN SONU

Halep’teki gruplar son iki aydır zor durumda. Ancak Binali Yıldırım’ın Rusya ziyaretine kadar bir biçimde sürdürebiliyorlardı. Yıldırım’ın Rusya ziyaretinden sonra ha bugün ya yarın Halep bitecek denmeye başlandı. Çünkü Bab karşılığında bir anlaşmaya varılmıştı.

Bu pazarlıklar yapıldığı sırada Türkiye Bab ile Minbic arasında Minbic Askeri Meclisi savaşçılarının denetiminde olan köyleri aralıksız bir şekilde vuruyordu. Çeteleri ve askerleri ile Minbic Askeri Meclisi savaşçıları arasında çatışmalar yaşanıyordu. Bir yandan Minbic Cephesi diğer taraftan Bab’a yönelmek Türkiye ve çeteleri fazlasıyla zorluyordu. O yüzden Türkiye ABD arabuluculuğunda Mincic’teki çatışmaları geçici süre için durdurma girişiminde bulundu. ABD’nin bölgedeki yetkililerinin aracılığıyla, ikisi ABD’li, ikisi Türk yetkilisi dört kişilik bir heyet Minbic’e gönderilerek Minbic Halk Meclisi’nden bir heyetle görüştü. Çavuşoğlu, YPG ve YPJ’nin olup olmadığını denetlemek için gönderdiklerini açıkladı. Oysa gerçekte bu heyet, Minbic ve çevresinde Türkiye ordusu ve çeteleri ile Minbic Askeri Meclisi arasında Bab işgal edilene kadar taktik olarak bir çatışmasızlığı başlatmak için gitmişti. Heyetler arasındaki o görüşmeden sonra ciddi bir çatışma yaşanmadı. ABD ve Türkiyeli yetkililerden oluşan heyetin ziyaretinden bir gün sonra Türkiye daha önce yaptığı hazırlıklarıyla Bab’a yöneldi. Suriye rejimi de bu arada Halep’teki son perdeyi kapatmak için yüklendi. Suriye rejimi Halep’te perdeyi kapattı. Ancak Türk ordusu yaklaşık bir haftadan beri her türlü tekniği kullanmasına rağmen Bab’da şu ana kadar hemen hemen hiçbir ilerleme sağlayamadı. İlerleme sağlayamadığı gibi ağır kayıplar verdi. Çünkü bu bir haftalık süre içinde Türkiye ordusuna ait 7 tank imha edildi. Vurulan tanklardan ikisi dün savaş uçaklarıyla sivil katliam yaptığı Zerzur köyünde imha oldu. Her ne kadar gizlemeye çalışsa da büyük çoğunluğu subay ve özel ordu elemanı yaklaşık 20 Türk askeri vuruldu. Ayrıca dün Qıbbesin yanındaki Kıderan ile Haliliye köylerini de DAİŞ’e kaptırdı. Tank, top, savaş uçakları ve özel eğitimli piyade ordu elemanlarıyla yaklaşık bir haftadır Bab’a ilerleme sağlayamayan Türkiye, bundan sonra sağlayacak mı, belli değil. Türkiye’nin Bab’ı işgal etmesinin tek bir yolu var. O da DAİŞ’in tıpkı Cerablus’tan çekilip bırakmasıyla mümkündür. Ancak bu durumda bu kez Bab’ın hemen 6 kilometre uzaklığında Suriye ordusu ile karşı karşıya gelir. Baas rejminin Halep’e hakim olmasından sonra Bab ve daha ilerisini Türkiye’nin işgaline bırakacağını düşünmek büyük bir yanılgıdır. Zira Baas rejimi Halep’te kontrolü sağladıktan sonra giderek Türkiye’ye karşı sesini yükseltecek. Çünkü hiçbir ülke topraklarının başka bir güç tarafından işgal edilmesine izin vermez ve seyirci kalmaz.

Böyle bir durumda Rusya da, ABD de, İran da sessiz kalmaz. Çünkü bu güçlerin stratejik çıkarları bu hat üzerinden yapılan planlarda yatıyor. Türkiye’nin işgalinin stratejik çıkarlarını tehlikeye atmasına izin vermezler.

BAB’DAN SONRA NE OLUR…

Ancak buna rağmen Türkiye hâlâ Bab’ı işgal etmekte ısrarcı. Türkiye Halep’teki gruplara sırt dönme üzerinde yaptığı anlaşma ile aslında Suriye’deki son kozunu da kullandı. Bu kozla aslında bir anlamda Suriye’deki tüm eski politikalarından vazgeçti. Bunların hepsini Kuzey Suriye halklarının sistem ve topraklarını birleştirmemesi için yaptı.

Bab’ı işgal etmesi durumunda sadece Suriye rejimi ile değil uluslararası birçok güçle de karşı karşıya gelecek. Ayrıca Bab’ın işgal edilmesinden sonra şu an taktik olarak durdurduğu Minbic’e yönelik saldırılarını yeniden başlatacak. Sadece Minbic değil, aynı zamanda Şehba taraflarındaki saldırılarını da yeniden başlatacak. Yani bir anlamda daha önce Türkmen devleti adlı bir perde ile çizdiği alana yönelik işgalini tamamlamaya çalışacak. Bu da büyük savaşlar, ciddi çatışmalar demektir. Bu çatışmalar içinde sadece Kuzey Suriye halkları olmayacak. Başka güçler de bu kez ister istemez yer alacak.

Elbette gelişmeleri, Bab’ın işgal edilip edilmesi belirleyecek. İşgal durumunda Türkiye’nin saldırganlığı artarken, kaybetmesi durumunda ise bu kez bir çılgınlıkla Rojava geneline yönelik bir işgal girişimi başlatabilir. Her halükarda Türkiye’nin başlatacağı bir bölgesel savaş riski fazlasıyla var. Önümüzdeki günlerde yaşanacak gelişmelerle bu durum biraz daha netleşecek…