Paris’te jineolojinin bütün parametreleri ele alındı

843

Konferansta, pozitif bilimlerin eleştirisi, bir kadın paradigması olarak jineolojinin bütün parametreleri ele alındı.

Monteuil Konferans Sarayı’nda dün yapılan kronferans 9 Ocak 2013’te Paris’te katledilen PKK kurucularından Sakine Cansız, KNK Paris Temsilcisi Fidan Doğan ve Gençlik Hareketi üyesi Leyla Şaylemez’e adandı.

Konferansın açılışını, Uluslararası Kürt Kadın Hareketi Temsilciliği’nden Nursel Kılıç yaptı. Pozitif bilimlerin eleştirisi başlıklı ilk oturumunun moderatörlüğünü akademisyen Ayşe Berktay başkanlık yaptı. Oturuma Türkiye’nin engellemeleri nedeniyle Amed Kadın Akademisi’nden Figen Aras Skype aracılığıyla katıldı. Paris Diderot Üniversitesi Profesörü Jules Falquet hazır bulundu.

‘KADININ DENEYİMİ KADINA MAL EDİLEMİYOR’

Falquet, Latin Amerika, Salvador ve dünyanın değişik noktalarında sosyal hareketler, feminist hareketler içerisinde çalışmalar içerisinde yer aldığı deneyimlerini değerlendirdi.

Dünyanın birçok noktasında kadın hareketlerinin deneyimlerinin olduğunu, ancak verili sistemin bilgi odaklarını elinde tutması nedeniyle akademik ve toplumsal sonuçlarının bütün kadınlara yeterince mal edilemediğine dikkat çekti.

Her geçen gün cins, ırk ve sınıf farklılıklarının derinleştiğine dikkat çeken Falquet, öğrenme ve bilginin kaynağını üniversite ortamlarından çok sosyal ve toplumsal hareketler içerisinde edinebildiğini kendi hayat pratiğinden yola çıkarak ortaya koydu.

‘ZİHNİYET SÖMÜRÜSÜ KALIN BİR DUVAR GİBİ DURUYOR’

Kadının doğal ile kurduğu ilişkide, kendi ilacını, kendi çözümünü bulduğunu söyleyen Amed Kadın Akademisi’nden Figen Aras “Annelerimiz soğan kaynatarak, vücudumuzun mikroplardan arınmasını sağlıyordu. Gün geldi aynı şeyi sistem antibiyotik olarak onlara sattığında, kadınlar bu bilginin kendilerine ait olduğunu hatırlamadığını görüyoruz. Sistemin kadınların bilgisini çalarak yeniden kadına sattığının küçük ve basit bir örneğidir” diye konuştu.

İnşa edilmiş kölelik kodlarıyla mücadele etmenin zorluklarına değinen Aras şunlara dikkat çekti: “Zihniyet sömürüsü binlerce yılın birikintilerinden örülmüş kalın bir duvar gibi duruyor ama bildiğimiz bir şey de bizi teselli ediyor: İnsan zihni çok esnektir, insan eliyle yaratılan, insan eliyle yıkılabilir” dedi. Aras, bilmenin özgürlükle ve kadınla bağının tartışılması gerektiğinin altını çizdi.

JİNEOLOJİ KONUSUNDAKİ SORULAR YANITLANDI

Konferansın ikinci oturumunda “Bir kadın paradigması olarak jineoloji nedir” sorusuna yanıt arandı. PAJK Jineoloji Çalışma Birimi’nin görüntülü jineoloji çalışmasını anlatan sunumunun ardından Kürt Kadın Hareketi’nden Haskar Kırmızıgül ve Fidan Yıldırım katılımcıların jineoloji konusundaki sorularını yanıtladı.

Daha sonra ise PAJK Jineoloji Çalışma Birimi’nin konferansa gönderdiği mesaj okundu. Ardından konuşmacılardan Fidan Yıldırım, bilimin devletin hakimiyet alanından çıkmadığı müddetçe özgürleşemeyeceğine dikkat çekerken, Haskar Kırmızıgül de Kürt Kadın Hareketi’nin jineoloji konusunda yürüttüğü çalışmalar ve etaplar konusunda salonda bulunan katılımcıları bilgilendirdi.

GELENEKSEL ROLLERİN AŞILMASI KONUSU TARTIŞILDI

Konferansın üçüncü oturumunda ise aile, kadın erkek ilişkileri, geleneksel rollerin aşılması, özgür eş yaşam, ekonomi, endüstriyalizm ekoloji, alternatif modeller, gücün ve hiyerarşinin parçalanması, öz savunma başlıkları tartışıldı. Türkan Yıldız’ın moderatörlüğünü yaptığı bu oturumun konuşmacıları ise Avrupa Kürt Kadın Hareketi temsilcileri Rojda Yıldırım, Diren Polat ve Aynur Hulaku idi.

Jineolojinin, Kürt Kadın Hareketi tarafından bir ‘kadın paradigması oluşumu’ olarak ifade edildiğine dikkat çekerek sözlerine başlayan Rojda Yıldırım, bilimin topluma ve kadına yabancılaşması ve kadının kaybetmeye başladığı sürecine değinerek, “Neolitiğin de bir bilimi vardı, insanlar doğa ile ilişkileri üzerinden bilim yapıyorlardı ve bilim toplumsaldı” diyerek, kaybın ilk başladığı noktaya bakılması gerektiğinin altını çizdi.

Pozitivist bilimlerin ‘nesnellik’ ve ‘ilerlemeci düz tarih anlayışı’nın eleştirisini yapan Yıldırım, “Örneğin devletin ortaya çıkması, haksızlıklar üzerine kurulan iktidarın kurumlaşması ileri bir adım değildir. Sınıflı toplum öncesi doğal toplumları mı ilkel, bugün savaş ve barbarlığın olduğu bir dünya mı ilericilik? Bu nedenle pozitif bilimlerin böyle olmak zorundaydı anlayışına karşı çıkmak lazım. Bu bakış açısı tüm yaşananları doğal görmeyi getiriyor. Baskıyı sömürüyü yaşanması gerekenler olarak lanse ediyor. Bu nedenle tüm bu olgulara şüpheyle bakmak, sorgulamak kadın özgürlüğü açısından çok önemli” dedi.

Kadın ve erkeğe sömürü üzerine kurulan ilişkilerin kavratılması gerektiğini ifade eden Yıldırım, aile kurumunun ve evliliğin radikal bir biçimde eleştirilerek, özgürlükçü, ortak ilkelerin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Kürt kadınlar olarak bunu özgür eş yaşam tartışmasıyla geliştirdiklerini söyledi.

‘ÖZ SAVUNMA DOĞANIN ZORLUKLARINA KARŞI KURULMUŞ BİR SAVUNMA ÇEMBERİDİR’

Öz savunma konulu sunumunu yapan Aynur Hulaku ise topluluğun, doğanın zorluklarına karşı kurulmuş bir savunma çemberi olduğunu ifade etti. Öz savunmanın sadece fiziksel bir savunmayı kapsamadığını söyleyen Hulaku, “kadınlar entelektüel, psikolojik ve fiziksel olarak kendilerini savunacak yapıları oluşturmalıdırlar” dedi. Hulaku meşru savunmanın egemen sistem tarafından kendi ihtiyaçları doğrultusunda nasıl kullandığına dair de örnekler verdi.

“Ekonomi, endüstriyalizm ve ekoloji” başlığında konuşan Diren Polat ise “Tarih bilinci olmadan ekonomi ile toplumsal kırımın geliştirilme tarihini, ekoloji bilinci olmadan ekonomi ve doğanın bağını, etik-estetik olmadan alternatif ekonomi programımızın ilkelerini belirleyemeyiz. Bu bakımdan jineoloji ile ekonomi perspektifini ele almak, proje ve planlamalar üretmek gerekir” diyerek, ekoloji ve jineoloji arasındaki bağı anlattı. Kendi kendine yeterli olmanın bir ekonomik perspektif olarak ele alınması gerektiğinin altını çizen Polat, bunun aynı zamanda tüm sömürge ilişkilerinin de ortadan kaldırılması anlamına geldiğini ifade etti. Polat, kadının bağımlılık ilişkilerine son vermesi için kadın kooperatif ve kolektiflerini örgütlemesi gerektiğini dile getirdi.

‘HİYERARŞİNİN PARÇALANMASI İÇİN KADIN KARAR MEKANİZMALARDA YER ALMALIDIR’

Havin Güneşer ise, verili devlet ve iktidar yapısının dayanaklarını ve sistemin nasıl işlediğini anlatarak, hiyerarşinin parçalanmasının yolunun kadının, dolayısıyla toplumun karar mekanizmalarında yer almakla mümkün olduğunun altını çizdi. Kürt kadınların bunu mücadele pratiği içerisinde, ideolojik çizgisi ve yarattığı kurumlarla sağladığına dikkat çeken Güneşer, gücün ve hiyerarşinin parçalanması konusunda Rojava, Bakur ve Avrupa’daki Kürt kurumsal yapılanmalarını örnek olarak gösterdi.

Konferansın son bölümünde ise Kobanê Kadın Kolektifi üyeleri ve kadın akademileri ve özgür bilim alanları masaya yatırıldı. İlkin Rojava Kadın Akademileri temsilcisi Kobanê’den görüntülü tele aracılığıyla bağlanarak, Rojava’daki son siyasal gelişmeleri, kadın çalışmalarını ve jineolojinin pratik kurumsallaşmış örneklerini salondakilere aktardı. Kobanê Kadın Kolektifi üyeleri ise, son iki yıldır yaptıkları çalışmaları, Kobanêyi yeniden inşaya dönük projelerini aktardı. Kadın aktivisti Elif Kökseçen ise sistem dışı kalan kadınların, halkların ve diğer tüm kesimlerin mücadelesini ifade eden demokratik modernite kavramını tarif ettikten sonra bu kapsamda Kürt Kadın Hareketi bünyesindeki akademiler, kadın merkezleri, kadın meclisleri, vakıf ve koperatifler gibi kurumsal deneyimler konusunda katılımcıları bilgilendirdi.

Konferans bitiminde ise konferansa katılan 94. Bölge Senatörü Helene Luç katılımcıları selamlayan bir konuşma yaptı. Ayrıca Avrupa Kürt Kadın Hareketi, Çarşamba Nöbet Eylemi’ne sürekli katılan SKB üyelerinin de içinde olduğu emektar kadınlara ve Kolektif Kobanê üyesi kadınlara emeklerinden dolayı teşekkür ederek çiçek sundu.

Ardından Paris TEV ÇAND müzik grubu Şararoj, Cezayirli üç kız kardeşten oluşan Köklerin Sevgisinin Kızkardeşleri Grubu şarkılar seslendirdi. Konferans, Kürt halkının acılarını konu edinen tiyatral bir gösterimle sona erdi.