Özgürlük yürüyüşü eylemcilerinden ortak mücadele çağrısı

532

1 Şubat’ta Lüksemburg’da başlayan ve yarın Strasbourg’a varması beklenen “Öcalan’a Özgürlük, Kürdistan’a Statü” yürüyüşü eylemcileri, CPT başta olmak üzere Avrupa kurumlarını sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.

Latin Amerika, Avrupa ve Ortadoğu’nun farklı ülkelerinden enternasyonalist eylemcilerin “Öcalan’a Özgürlük, Kürdistan’a Statü” sloganı altında gerçekleştirdiği yürüyüşün başarıyla devam ettiği belirtilen açıklamada, “Yürüyüşümüz Avrupa çapında 24 farklı merkezde gerçekleşen yerel uzun yürüyüşlerin bir parçası olarak siyasal tutsaklarla enternasyonal dayanışmanın bir örneğidir” denildi.

‘BİZLERİ BİR ARAYA GETİREN ÖFKELERİMİZ VE HEDEFLERİMİZDİR’

“17 farklı ülkeden gelen 70 enternasyonalist eylemci olarak bizleri bir araya getiren ortak kaygılarımız, öfkelerimiz ve hedeflerimizdir. Kaygımız ve öfkemiz 21. yüzyılda hala zorla ve baskıyla kimliklerin, özgürlüklerin, farklıkların ve demokratik alanın yok sayılması ve baskı altında tutulmasıdır” denilen açıklamada, egemen ulus devletlerin egemenliklerini dayandırdıkları kapitalist modernitenin yaşadığı kriz ve kaos durumundan çıkışı dinciliği, milliyetçiliği ve cinsiyetçiliği besleyerek ve faşizmi yaşatarak çözmeye çalıştığı vurgulandı.

Bu baskıcı ve ayrılıkçı politikaların faturasının kadınlar başta olmak üzere azınlıklara ve ezilen sınıflara kesildiği belirtilen açıklamada, AKP faşizminin politikalarına dikkat çekildi.

‘BİZLERİ KRİMİNALİZE EDEREK KÜRT HAREKETİ İZOLE EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR’

Açıklamada, devamla şöyle denildi: “Egemen devletler ve sömürgeci güçlerin baskısına maruz kalan halkların başında Kürt halkı gelmektedir. Özellikle 2 yıldan fazladır AKP hükümeti, inançları toplumdaki ayrışmaları derinleştirmenin bir aracı olarak kullanmaktadır. Diğer yandan devletin tarih boyunca Kürt halkını tahakküm altına alabilmek için kullandığı baskılama yöntemlerini ve yürüttüğü savaşı hem ülke içinde hem de ülke dışında giderek artan biçimde uygulamaktadır. Kürtlerin yaşadığı alanlarda şehirler yerle bir edilmekte, tüm siyasi temsilciler rehin alınmakta, demokratik kazanımlara kayyum atanmakta, toplumun kendi ihtiyaçlarını karşılamak için oluşturduğu STÖ’ler kapatılmakta ve bunları sorgulayacak kimse kalmasın diye muhalif ve özgür basın engellenerek hükümetin sürdürdüğü psikolojik savaşın en önemli aracı haline getirilmektedir. Türkiye devleti anti Kürt politikasını dünya çapında tüm egemen güçlere ve müttefiklerine dayatarak, Kürt Özgürlük Hareketi’ni uluslararası düzeyde sözde ‘terörist’ örgüt olarak yansıtarak, acımasız bir kriminalizasyona maruz bırakmaktadır. Kürt halkının meşru mücadelesini destekleyen bizler gibi kesimler, devletler tarafından kriminalize edici uygulamalara maruz bırakılarak, Kürt hareketi izole edilmeye çalışılmaktadır.”

İNKARA KARŞI ÇIKMAMAK SUÇ ORTAĞI OLMAYA YOL AÇACAK

Öcalan’a Özgürlük, Kürdistan’a Statü sloganıyla Lüksemburg’dan Strasbourg’a yürüyen eylemcilerin açıklamasının devamı şöyle:

“Uluslararası güçler Suriye’de DAİŞ gibi insanlık düşmanı çetelerle halklar savaşını geliştirmek istiyor. Anti demokratik güçlere karşı yaşam mücadelesi veren Kürt halkına karşı Türkiye devleti çeteleri desteklemektedir. Bu savaş Kuzey Suriye’nin işgali ile daha da görünür olmaktadır. Bu şekilde Kürt halkının demokratik kazanımları yok edilmeye çalışılmaktadır. Bugün ise, 100 yıldır Kürt halkının varlığına karşı sürdürülen inkar-imha politikaları toplumun her kesimine yayılmaktadır. Bu da göstermektedir ki, bir halkın inkar edildiği yerde hiç bir halk gerçek anlamda özgürlüğüne kavuşamayacak ancak egemenlerin baskısı ve sömürüsü altında ve onların kirli politikalarının suç ortağı olarak var olacaktır.

‘ROJAVA DEVRİMİ KAPİTALİST MODERNİTEYE KARŞI DEMOKRATİK MODERNİTENİN ZAFERİDİR’

Diğer yandan, dünyada ulus devletlerin ve kapitalist sistemin içinde bulunduğu çıkmazlar derinleşirken, bunlara karşı yükselen özgürleşme mücadelesi de evrenselleşmektedir. Bu özgürleşme mücadelesinin örneği olan Rojava, ulus devlet, kapitalizm ve patriyarkal sistem karşısında hepimize farklı bir dünyanın bugün, burada mümkün olabileceğini göstererek mücadele inancımızı ve umudunu yaymaktadır. Kürt halkı her türlü baskı ve sömürü karşısında farklı inaçların, dillerin ve halkların bir arada, eşit ve özgürce yaşam projesinin mümkün olduğunu göstermektedir. Kadınların özgürlüğünü temel alan, tabandan gelen radikal demokrasi, doğanın ve insanlığın kıyımına karşı ekolojik bir yaşama dayalı yeni bir paradigmayı tüm insanlığa sunmaktadır. Rojava tarih boyunca uğruna mücadele edilen evrensel değerlerin ve özgürlüğün hayat bulduğu bir yer olarak, dünyanın farklı yerlerinde bugün mücadele eden halklara bir cesaret örneği olmaktadır. Bu devrim kadın devrimidir. Kadın ve gençlerin öncülüğünde toplulukların kendi yaşam alanlarını tekrar kazanmalarıdır. Kürdistan için demokratik ulus, Ortadoğu ve dünyada demokratik konfederal sistem tüm insanlık için alternatif bir yaşamın modelidir. Bu da kapitalist moderniteye karşı demokratik modernitenin zaferidir.”

‘ÖCALANIN ESARETİ KAPİTALİST MODERNİTE GÜÇLERİNİN TARİHİ SUÇUDUR’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın esaretinin tüm kapitalist modernite güçlerinin tarihi suçu olduğuna vurgu yapılan açıklamada, son olarak faşizme karşı ortak mücadele çağrısı yapıldı. Cumartesi günü Fransa’nın Strasbourg kentinde yapılacak 15 Şubat’ı protesto yürüyüş ve mitingine halkların katılım çağrısı yapılan açıklamada, İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) başta olmak üzere Avrupa kurumlarının da görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi istendi.

Açıklama, şöyle bitirildi: “Tüm bunların yaratıcısı olan Kürt Halk Önderliği Sayın Abdullah Öcalan’ın şu anda İmralı adasında içinde bulunduğu koşullar ise, tüm kapitalist modernite güçlerinin tarihi suçudur. 1999 yılında uluslararası güçlerin içerisinde yer aldığı bir komplo ile tutuklanarak Türk devletine teslim edilişinin üzerinden 18 yıl geçmektedir. Buna rağmen büyük bir direniş gösterip imkansızı başararak, bu görüşlerini tüm insanlığa ulaştırmış ve bu görüşleri bugün Rojava’da, Şengal’de tüm Kürdistan’da yaşamaktadır. Bundan dolayı, başta Sayın Abdullah Öcalan’ın ve Türkiye’de tutuklu bulunan tüm siyasi tutukluların özgürlüklerine kavuşmalarını ve Kürdistan’a politik statüsünün verilmesini talep ediyor ve bu mücadelede birlikte olduğumuzu, bu mücadelenin aynı zamanda bizlerin de mücadelesi olduğunu göstermek istiyoruz.

Gün faşizme karşı tek yürek ve tek bilek olarak mücadele etme günüdür.

Gün Kapitalist moderniteye karşı sadece direnme değil alternatif yaşam gücünü ve sistemini yaratma günüdür.

Bu temelde Avrupa’da yaşayan ve kendisine devrimci, demokrat, muhalifim diyen kişilere, örgütlenmelere ve halklara çağrımız eylemimize katılmaları bizlerle birlikte olmaları, insanlığın yanında yer almalarıdır. Yürüyüşümüz; ayın 11 de Strasburg’da KCDK-E ve TJKE’nin organize ettiği, Avrupa da yaşayan Kürdistanlı halkların ve dostların, yapılacak olan merkezi yürüyüş ve miting ile sonlandırılacaktır. Aynı zamanda tüm AB ülkelerini ve başta CPT olmak üzere tüm kurumları görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.”