Kürtlerin Mondragon’u

850

Almanya’da yüze yakın üyeyle kuruluşunu ilan eden MED Üretim ve Paylaşım Kooperatifi, İspanya’daki Mondragon Kooperatifi gibi, ortak üretimle ekonomik büyümeyi hedefliyor. 

Almanya’nın Düsseldorf kentinde Nisan ayı sonunda yaptığı kuruluş kongresiyle çalışmalarına başlayan MED Üretim ve Paylaşım Kooperatifi, geçtiğimiz hafta yönetim kurulu ve denetleme kurulu üyelerini de belirledi.

Almanya’daki Kürtleri bir ekonomik ortaklık formülüyle bir araya getirmeyi amaçlayan kooperatifin amaçları ve hedefleri üzerine Yönetim Kurulu Başkanı Avukat Nihat Kaygalak ve Yönetim Kurulu Üyesi Haydar Arslan’la konuştuk.

Kooperatif kurma fikri nereden çıktı?

Nihat Kaygalak: Kürt Özgürlük Mücadelesi süreç içinde beraberinde Kürt halkının birçok alanda kurumlarını oluşturmasını da sağladı. Kürt halkının bir tek ekonomik alandaki ayağı eksikti. Bu nedenle bir grup Kürdistanlı olarak bizler, bir süredir sürdürdüğümüz tartışma ve araştırmalardan sonra Avrupa’da böyle bir üretim ve paylaşım kooperatifi kurmaya karar verdik.

Haydar Arslan: Her şey ihtiyaçtan doğar. Bir şey ihtiyaçsa o, kendini topluma, bireye yansıtır. Bir toplum olmak için yıllardan beri verilen bir mücadele var, ödenen bedeller var. Bu anlamda bir irade var. Fakat bu toplumsallığın en önemli ayaklarından biriside ekonomidir. Kürtlerin öngördüğü ekonomik model biraz daha alternatif bir modeldir. Bireye ya da şirketlere dayalı değil toplumsallığın içinde yer aldığı, öznesi olduğu, alıcısı ve tüketicisi olduğu bir model. Kürdistan kaynakları şu an işgal altında. Sömürgeci devletler Kürdistan kaynaklarına el koymuş durumda. Fakat Avrupa’da süreç içerisinde Kürtlerin de bir pazarı oluşmuş durumda. Özellikle gastronomi sektörü çok yaygın. Bu sektörde Kürtlerin çok yoğun olduğunu söyleyebiliriz ve bu insanlar kapitalist filan değil tamamen emekçi insanlar. Çoğu eşi, çocuklarıyla, ailesiyle birlikte emek vererek çalışan insanlar. Proje buradan doğdu.

Geçmişte denenen modellerden farkı nedir?

Nihat Kaygalak: Geçmişte bazı girişimler, çabalar olmuş fakat toplumun direkt içinde, merkezinde olduğu bir model olarak bu çalışma ilktir. 

Kooperatifiniz Avrupa’da kuruldu. Özellikle sizin de vurgu yaptığınız gastronomi sektöründe bu kadar büyük firmalar ve rekabet varken sizler nasıl bir çalışma yürüteceksiniz?

Nihat Kaygalak: Geçenlerde bir haber yayınlandı. 62 insan ya da aile, dünyadaki 3,5 milyar insanın servetinden daha büyük bir servete sahip. Bu tam bir vahşettir. Bu aslında dünya nüfusunun yarısına denk gelen insanların, toplumun bir zaafı, eksikliğidir. Toplum bu anlamda örgütlü olmadığı için emeği bu şekilde tekelleşme ile vahşice sömürülmektedir. Bizim öngördüğümüz bu kooperatif, tekelleşmenin panzehiridir.  Düşünün, kendi mekanında alışverişini yaptığı zaman, ihtiyaçlarını hem de aracısız bir şekilde kendi karşıladığı zaman,  hem yöneticisi hem sahibi hem de müşterisi olduğu bir yerde başka şirketlerin ya da firmaların bu kooperatifle rekabet etme imkanı yok. Bu anlamda bir sıkıntı yaşanacağına ihtimal vermiyorum. Çünkü toplum gücü her gücün üstündedir. Sadece toplumun o gücünün farkına varması önemli. Bizce Kürtler o güçlerinin farkına vardılar ve o bilinçle bu kooperatife katıldılar. Kürtler kendi pazarlarına sahip çıkacaklar.

MED Kooperatifinin kuruluş aşamasında nasıl bir çalışma yürüttünüz?

Haydar Arslan: Kürt toplumu her yerde olduğu gibi Avrupa’da da örgütlü artık. Sadece Almanya’da resmi rakamlara göre yaklaşık 1 milyon Kürt yaşıyor. Bunların ağırlıklı bölümü örgütlü ve örgütlü bir toplumda insan bulma sıkıntısı olmaz. Zaten var olan bir ihtiyaçtan doğan bir çalışma ve toplum da bu ihtiyacın bir parçası. Bu düşünce, paylaşılmasıyla birlikte hemen büyük bir ilgi ve rağbet gördü ve insanlar gönüllü bir şekilde katılım gösterdi. Kürt toplumunun her kesiminden insan bu kooperatif çalışmasına candan katıldı. 1 yıla yakın bir çalışma var ve kooperatifin ilk kongresini gerçekleştirdik. Şimdiye kadar bir cent bile harcanmadı. Tamamen gönüllü bir şekilde bu aşamaya geldi. Burada amaç daha aşırı bir kar hırsı değil. Yani vahşi kapitalizmin “ya yaşa ya öl” mantığına karşı bir alternatif çalışma kooperatifimiz.

Bu çalışmaya başlarken “Avrupa’da kooperatifçilik nasıl oluyor? Bu tür kooperatiflerin çalışma tarzı nasıldır?” konusunda bir ön çalışma da yaptınız herhalde…  

Haydar Arslan: Tabii, epey bir araştırma yaptık. Şöyle ifade edeyim: Dünyada 800 bin kooperatif var, yaklaşık 1 milyara yakın insan kooperatiflere ortaktır. Avrupa Birliği’nde 250 bin kooperatif var, 163 milyon insan kooperatiflere ortaktır. Dolayısıyla Almanya’da her 4 insandan biri kooperatife ortaktır. Yani bu rakam 21 milyon insana tekabül ediyor. Bunların yaklaşık 16 milyonu banka sektöründe örgütlenmiş. Bu banka sistemi, Almanya’da en stabil olan örgütlenme durumundadır ve bu bankaların sermayesi de 1 trilyon Euro’dur. 

Dünyada yaşanan krizlere de baktığımızda kooperatif sistemi güçlü olan ülkeler, krizden en az etkilenen ülkelerdir. 

Bir kooperatif kurmak, öyle kolay olmasa gerek. Bu işin hukuki, bürokratik ve diğer şartları konusunda ne yaptınız, hangi aşamadasınız?

Nihat Kaygalak: Her şeyden önce Almanya’da bir kooperatifler yasası var ve bütün kooperatiflerin bu yasaya uygun bir şekilde oluşturulması gerekiyor. Öncelikle onu inceledik. 

İkincisi, bir kooperatif kurduğunda onu işletebilmeniz için şartları çok ağır. Devlet de bu konu üzerinde çok ciddi ve titizlikle duruyor. 

Şartlardan birisi, bir tüzük hazırlanması ve tüzükle birlikte bir ekonomik proje hazırlanması. Bunların ikisini de hazırladıktan sonra üye olmanız gereken bir denetleme derneği var. Üyelik için de tüzük ve projeyi buraya sunmanız gerekiyor. Onlar bu başvuruyu araştırıyor, denetliyor. Eğer olurluğuna kanaat getirirlerse bir bilirkişi raporu hazırlıyorlar. Bu bilirkişi raporunu alırsak ondan sonra notere giderek bir sözleşme yapabiliyor ve kooperatifi kurabiliyoruz. Biz bütün bunları daha önce detaylı şekilde araştırdık ve ona uygun şekilde bir çalışma yürüttük. 

MED Kooperatifi somut olarak hangi alanlarda çalışma yürütecek?

Nihat Kaygalak: İlk etapta tüketim alanında, yani mal alışverişiyle başlayacak. Daha sonra bu çalışma emlak alanında başlatılarak genişletilecek ve nihai hedef de -tabii bu büyük bir hedeftir- banka sektörüdür. 

Kooperatifçilik hayatın her bölümünde vardır aslında. Zaten Ortaçağ’da bu çalışma birkaç kişinin bir araya gelerek kendi mezarını ve tabutunun parasını ortaklaşa karşılaması ile, yani bugünkü cenaze fonu gibi bir durumla başlamış. Daha sonra bu gelişmiş. Dolayısıyla hayatın her alanında kooperatifçilik mümkün. Biz de ilk etapta Kürtlerin yoğun olduğu döner ve market sektöründen başlayarak bunu giderek geliştireceğiz. 

Somut örnek verecek olursanız ne yapacaksınız?

Nihat Kaygalak: Her şeyden önce büyük bir arsa düşünülüyor. Bu arsa üzerinde gastronomi işletmelerine yönelik satış yapma, onun dışında düğün salonu düşünülüyor. Yine çocuklara yönelik bir park düşünülüyor. Şu an somut olarak bu üç proje var hayata geçireceğimiz. Yine bu düğün salonu ile paralel olarak kültürel ve sosyal çalışmaları da burada gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Kültürel ve sosyal anlamda eğitim odaları koyarak bu çalışmaları yürüteceğiz. Bir de alternatif ekonomi anlamında da eğitimler olacak.  

Haydar Arslan: Biraz önce ifade edildi: Gastronomi sektöründe Kürdistanlılar çok yoğun. Bana göre bu Kürdistani bir pazar. Fakat bu Kürdistani pazarda bizim insanlarımız sadece kaba emek harcıyor ve bu kaba emekle birkaç kuruş kazanıyor. Yani ‘imbiss’tir, ‘kiosk’tur, restorandır, markettir… Ve bu insanlarımızın hepsi bir yerlerden malzeme alıyor. Burada ağırlıklı para kazananlar ise aracılar. Bizim amacımız aracıyı aradan çıkarmak. Aracı devreden çıktığı zaman insanımız, hem elverişli şartlarda mal alacak hem de daha çok kazanacak. 

Aslında bu pazara çıkmak, geç kalınmış bir durumdur. Burada amaç kendi insanlarımızın refah düzeyini yükseltmek, kendi pazarına sahip çıkmak, aracıyı devreden çıkarmak, daha uygun fiyata mal ulaştırmak ve kendi kendinin efendisi olmaktır. 

Bir de en önemlisi, Kürdistani bir pazar oluşmuş ama herkes kendi başına iş yapıyor. Dolayısıyla birlikte iş yapma kültürünün oluşması açısından da kooperatif ilk olacak. 

MED kooperatifine üye ya da ortak olmak için kriterleriniz neler? Sadece Kürdistanlılar mı üye olabiliyor?

Haydar Arslan: Bizim kriterlerimizde ölçü kaba anlamda yaşamdır. Yani İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni kabul eden, kadın erkek eşitliğine inanan, tüm inançların ve kültürlerin irade olmasını, eşitçe yaşamasını kabul eden, halkların kendi kaderini tayin hakkını kabul eden her insan, bu kooperatife üye ya da ortak olabilir.

Şartlar neler? 

Nihat Kaygalak: Biz bu sistemde rekabet etmek istiyoruz. Bunun toplumsal zemini, piyasası, pazarı var. Gönüllü bir yanı da var ama ekonomik kaynak da doğası gereği gerekiyor. Bu, çalışmalarımızda çok konuşuldu, tartışıldı. Sonuç olarak kooperatife ortaklık için bir hissenin 10 bin Euro olması kararlaştırıldı. Yani kooperatife ortak olmak isteyen biri, 10 bin Euro yatırarak olabilecek ve bir insan en fazla iki hisse alabilecek. Bize 100 bin hatta 500 bin Euro ile ortak olmak isteyenler oldu, biz bunları reddettik. Çünkü böyle bir durumda kar payının büyük bir bölümünü onlar alacak. Ama biz felsefemizin, ideolojik çizgimizin günümüze kadar getirdiği geleneği, eşitliği esas alıyoruz. Şu an 95 civarında insan var ve hepsi de tek hisseyi doğru buluyor, kabul ediyor ve öyle katılıyor. 

Sonuç olarak Avrupa’da yaşayan Kürdistanlılara bu konuda çağrınız nedir?

Haydar Arslan: Böyle bir kooperatif çalışması, Avrupa’da gerçekleştirlen ilk oluşumdur. Toplumsallığı esas alıyor, onun için daha fazla insanımızın, özellikle yurtsever özelliği olan insanların yer alması gerekiyor. Kürtler siyasal, askeri ve diplomatik alanlarda çok başarı kazandı, ekonomik ayağı zayıftı. Bu ayağı hep birlikte daha da güçlendirmemiz gerekiyor. Çağrımız şu: Birçok yurtseverimiz tek başına da iş yapıyor ama bu kooperatifte de yer alarak hep birlikte daha büyük projeler oluşturalım, daha büyük adımlar atalım. 

Nihat Kaygalak: İnsanlarımıza gelip üye olmaları, sahip çıkmaları ve ortak olmaları çağrısı yapıldı, ben inanıyorum ki öyle olacak. Yani Kürtlerin buradaki pazarı çok büyük bir pazar, milyarlık bir pazar. Dolayısıyla az sayıda insanın bu pastayı paylaşmasının önüne geçmek, daha fazla insanımızın kooperatife ortak olmasıyla mümkün. Kongresi yapıldı, yönetimi seçildi, denetleme kurulu seçildi. Bir ay içerisinde de bu, resmiyete ulaşacak. Biz burada sermaye sıkıntısı yaşandığı için insanlarımıza çağrı yapmıyoruz. Amaç bu çalışmayı toplumumuza mal etmek. Gelin bu pazara birlikte sahip çıkalım. Yoksa yine kendi içimizde burjuva anlayışlar çıkar. O risk de yok değil. Yine milyonerler, milyarderler çıkar. Onu önlemenin tek yolu, daha fazla insanımızı bu kooperatife ortak etmekten geçer. 

Burada sadece sermaye önemli değil. Sermaye ile birlikte Kürt toplumunu bu anlamda da iyi bir şekilde örgütlemek lazım. Bir örnekle bitirmek istiyorum: Mesela Bask Ülkesi’nde Mondragon Kooperatifi var ve bu kooperatif şu anda 90 binden fazla işçi çalıştırıyor. 60 yıldır bu işi yapıyorlar ve en temel şartlarından biri, emekçilerin çalışma koşulları. Şimdiye kadar hiçbir işçinin, emekçisinin çıkışını vermemiş. Beraber çalışıyor, beraber üretiyor ve beraber kazanıyorlar. Biz de kendi toplumumuz için böyle bir modeli oluşturmak istiyoruz.