Kürtleri dışlayan Cenevre görüşmeleri – I

271

Suriye iç savaşı, büyük yıkım ve acıyla 9 yılını geride bıraktı. Cenevre’deki başarısızlıklarla dolu görüşmelerde, Suriye halklarının değil, devletlerin çıkarları yarıştırılıyor.

Suriye halklarının geleceği, ‘çözüm arayışları’ adı altında Cenevre’de yok ediliyor.

Ortadoğu’nun birçok ülkesinde 2010’da bir rüzgâr esmeye başladı. Tunus’ta başlayıp, ardından Mısır ve Libya’yı saran halk ayaklanmaları, gün geçtikçe birçok Ortadoğu ülkesini etkisine altına alıyordu. O güne kadar dış müdahale olmadan gitmez denilen diktatörlükler, bu defa içten gelen bu dalga karşısında birer birer saltanatlarını yitirmeye başladı. Adına ‘Arap Baharı’ denilen bu dalga, Mart 2011’de kendisini Suriye’de hissettirdi.

Beşar Esad, 30 Mart 2011’deki parlamento konuşmasında, “İsyancılar, yabancı güçler tarafından organize ediliyor, bu bir komplodur” diyerek, bedeli ne olursa olsun isyanları bastırma mesajı verdi. Halk ayaklanmaları, Ağustos 2011’e gelindiğinde çatışmaya, ardından bir iç savaşa dönüştü.

Çatışmaların başlamasıyla birlikte ‘muhalif’ kesimlere yönelik başta silah olmak üzere her türlü yardım akmaya başladı. İlk önce, Libya ve Türkiye’den silah yardımı alan ‘muhalif’ kesimler, kısa süre sonra başını Suudi Arabistan’ın çektiği Körfez ülkeleri tarafından açıktan desteklenmeye başlandı. Batı da artık bu savaşta pozisyon belirlemişti. Başını ABD, Fransa ve İngiltere’nin çektiği batı bloku da Esad rejiminin devrilmesi gerektiği tezine destek veriyordu.

Bölgesel Sünni blokun ve Batı’nın ‘muhalifleri’ destekleyen tavrına karşı ise Rusya, İran ve Lübnan Hizbullah’ı da Esad rejiminin yanında saf tuttuğunu açıktan ortaya koymuştu.

DAİŞ TEHDİDİ BAŞLARKEN

İç savaş gün geçtikçe içinden çıkılmaz bir sürece sürüklenirken, 2014 başlarında DAİŞ’in varlığı Suriye topraklarında belirmeye başladı. Kısa sürede Suriye topraklarının büyük bir kısmını işgal eden DAİŞ, daha sonra Raqa’yı ele geçirerek, sözde hilafetin başkenti olarak ilan edecekti. Şengal, Musul ile başlayan DAİŞ’in katliam silsilesi, artık Avrupa’da hissediliyordu. Paris, Brüksel, ardından birçok kentte yaptığı patlamalarla dünyayı tehdit eden DAİŞ, bu defa hedefine Kürtleri koymaya başlamıştı.

En büyük destekçisi Türkiye ile sınırlarını korumak ve bu sınır hattının güvenliğini ele geçirmek isteyen DAİŞ, dünyanın dört bir yanından gelen üyelerinin giriş, çıkışlarını, silah desteğini garanti altına almak ve sahip oldukları petrolün Türkiye’ye geçişini rahat sağlamak amacıyla Kürtlere karşı savaş açmıştı.

KÜRTLER SAHNEDE

Gün geçtikçe büyüyen DAİŞ terörünü dünya korku ve sessizlik içinde izlerken, Suriye savaşının başından itibaren alternatif bir yol izleyen ve gün geçtikçe gücüne güç katan Kürtler, artık sahneye çıkacaktı. DAİŞ, Eylül 2014’te Kobanê’ye saldırdı. Girdiği kentleri birkaç saat içerisinde ele geçiren DAİŞ, Kobanê’de Kürtlerin tarihi direnişiyle karşı karşıya kaldı. Dünyanın gözü önünde aylarca süren Kürt gençlerinin direnişinin yankıları sınırları aştı, uluslararası alanda büyük bir yankı uyandırdı. Direnişi masa başından izleyenler, artık sahada kimlerle DAİŞ’e karşı savaşacağının kararını verdi. DAİŞ’e karşı kurulan Uluslararası Koalisyon, Kobanê Direnişi’ne aylardan sonra havadan destek vermeye başladı. Kobanê’de ilk yenilgisini alan DAİŞ, artık Kürtlerin gazabıyla karşı karşıya kalacaktı.

Kobanê Direnişi, sadece DAİŞ için yenilginin başlangıcı olmadı, aynı zamanda uluslararası arenada Kürtlere büyük bir kapı araladı. Kürtler öncülüğünde kurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) DAİŞ’e karşı elde ettiği zaferler, dünya kamuoyunda büyük bir yankı uyandırdı. Bu süreç, bir taraftan DAİŞ terörünün Suriye topraklarında sonunu getirmeye, diğer taraftan ise gün geçtikçe tamamen bölgesel güçlerin denetimine giren cihatçı çetelerin sahadaki varlığının sonunun gelmesine doğru evrildi.

CENEVRE’YE DOĞRU

Suriye topraklarında 2017 itibarıyla iki gücün varlığından söz edilmeye başlandı. Bir tarafta savaş meydanlarında zafer kazanarak gücüne güç katan Kürtler, diğer tarafta ise ayaklanmalar başladığında ömrüne bir ay biçilmesine rağmen İran ve Rusya’nın desteğiyle ayakta kalmayı başaran Esad rejimi…

Sahadaki bu realite, artık Suriye topraklarında at koşturan hem bölgesel hem de uluslararası güçlere farklı bir siyaset dayattı. ‘Suriye’deki iç savaşa siyasi çözüm’ iddiasıyla Cenevre görüşmeleri adı altında konuyu 2012’de Birleşmiş Milletler’in (BM) masasına taşıyan iki büyük güç; ABD ve Rusya ve onların yanlarında çıkarları gereği saf tutanlar, artık sadece sahada değil, masa başında da çıkar yarışına girdi. Siyasi çözüm arayışı, Cenevre görüşmeleri adı altında 2012’de BM’nin masasına konulsa da sahadaki gelişmeler bu sürecin başarıya ulaşmasının önünde büyük bir engel teşkil etti. 2012’de başlayıp günümüzde başarısız Suriye Anayasa Komitesi Toplantıları ile devam eden bu süreçte neler yaşandı? Her defasında Türkiye’nin ve bölgesel güçlerin tavrı neden gösterilerek, bölgenin en büyük siyasi ve askeri gücü olan Kürtler davet edilmeden gerçekleşen tüm görüşmelerde, Suriye halklarının geleceğinin nasıl masa başında yok edildiğini görmek için bütün görüşmelere yakından bakmakta fayda var.

CENEVRE – 1

BM Özel Suriye Temsilcisi öncülüğünde 30 Haziran 2012’de başlayan Cenevre -1 görüşmelerine, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) 5 daimi üyesi devletlerin temsilcileri, AB temsilcileri, Arap Birliği temsilcileri, Türkiye, Katar, Kuveyt ve Irak katıldı. Bu görüşmeye Suriye rejimi ve muhalefetten kimse katılmadı.

GÖRÜŞMELERDEN ÇIKAN KARAR

Cenevre-1 görüşmelerinin ardından, muhalefet ve rejimin ortak rızasıyla geçiş hükümetinin kurulmasının yanı sıra öncesinde ateşkesin sağlanması için BM denetiminde bir mekanizmanın kurulması kararlaştırıldı.

SONUÇ

Masada alınan kararların, pratikte karşılık bulmaması nedeniyle ve görüşmelere katılan her devletin kendi çıkarına göre harekete etmesi, Cenevre – 1 görüşmelerinin başarısızlığa uğramasına neden oldu. ABD, geçiş hükümetinde Esad’ın olmaması gerektiğini, Rusya ise geçiş sürecinin Esad ile sağlanması gerektiğini savunuyordu. Görüşmelerde Suriye rejiminin yanı sıra sahada güçlü olan ve Suriye’nin geleceğine yönelik demokratik projeler sunanların olmamasıyla birlikte ortaya net bir yol haritasının konulmaması başarısızlığın etkenleri arasındaydı.

Cenevre-1 görüşmelerinden hareketle, ortaya konulan çabalara rağmen ateşkes sağlanamadı ve dönemin BM Suriye Özel Temsilcisi istifa etti.

Görüşmeler sürerken Suriye iç savaşından kaynaklı ölen insanların sayısı 10 bin, sığınmacıların sayısı ise 120 bin civarındaydı.

CENEVRE – 2

Cenevre-1’de denenen ama başarısızlığa uğrayan siyasi çözüm arayışı, BM Suriye Özel Temsilcisi Lakhdar İbrahimi, ABD ve Rusya öncülüğünde 22 Ocak 2014’te Cenevre – 2 görüşmeleri ile tekrardan başlatılmak istendi. Bu görüşmelere, Suriyeli ‘muhalifler’, Suriye rejimi, Türkiye, bölgesel güçler ve AB dahil olmak üzere 40’a yakın devlet, bakanlık düzeyinde katılım gerçekleştirdi. Cenevre – 2 ile üç yıldan beridir devam eden savaşın durdurulması, sivillere yönelik insani yardım koridorlarının açılması ve Cenevre-1 görüşmelerinin sonucunda alınan Suriye’de bir geçiş hükümetinin kurulması kararı hayata geçirilerek, siyasi bir çözüm bulmak amaçlandı. İki tur yapılan görüşmelerde herhangi bir sonuç çıkmadı.

İKİNCİ BAŞARISIZLIK

Suriye rejiminin ‘muhalif’ grupları terör olarak görmesi ve görüşmeye davet edilen muhaliflerin kendi içerisindeki anlaşmazlıkları görüşmelerden bir sonuç çıkmasını engelledi.

İBRAHİMİ DE İSTİFA ETTİ

Durum böyle olunca BM öncülüğünde ilk etap olarak yapılmak istenen ‘ateşkes ve geçiş hükümeti’ isteği bir kez daha başarısızlığa uğradı. Görüşmelerin sonuçsuz kalması ile BM Suriye Özel Temsilcisi Lakhdar İbrahimi de selefi gibi istifa etti.

Cenevre – 2 görüşmeleri başladığında ülkede ölenlerin sayısı 135 bin, ülkeyi terk edenlerin sayısı ise 3 milyonu bulmuştu.

KÜRTLER DAVET EDİLMEDİ

Türkiye başta olmak üzere bölgesel güçlerin baskısı ve Kürtlerin Suriye’de ortaya koymak istediği demokratik sistemin varlığını kendilerine tehlike olarak gören güçler, bölgenin en büyük askeri ve siyasi gücü olan Kürtleri bu görüşmelere davet etmedi. Bu görüşmelerin öncesi ve devam ettiği süreçte Kürtler, özerkliklerini ilan ederek, bir anlamda Cenevre – 2 görüşmelerine mesaj göndermiş oldu.

CENEVRE – 3

Suriye’deki savaş artarak devam etti. Çözüm üretecek güçlerin değil, çözümsüzlükte ısrar eden güçlerin masaya davet edilerek, siyasi çıkarların yarıştırıldığı Cenevre’de, 2016’da 3. görüşmelerin hazırlığının yapıldığı duyuruldu.

Viyana’da Kasım 2015’te toplanan, aralarında Türkiye ve İran’ın da bulunduğu 17 ülkeden oluşan Uluslararası Suriye Destek Grubu, çetelere desteğiyle bilinen Suudi Arabistan’a muhalefeti birleştirme görevi verildi. 8-10 Aralık 2015’te Riyad’da yapılan toplantının ardından Cenevre – 3 görüşmelerine katılacak muhalefetin heyeti belirlendi.

KÜRTLER YİNE DAVET EDİLMEDİ

Cenevre – 3 görüşmelerine katılacak olan kesimlere davetiyelerin gönderileceği son güne kadar PYD’nin de görüşmelere davet edileceği söylense de gerçekte öyle olmadı. Kürtler Cenevre – 3 görüşmelerine bireysel olarak katılma daveti aldı ama görüşmelere katılmayacaklarını açıkladı.

Son güne kadar “Kürtler olmadan Suriye’de siyasi çözüm olmaz” diyen uluslararası güçler, Kürtlerin görüşmelere davet edilmemesini, yine Türkiye ve bölgesel güçlerin tutumuna bağladı.

DE MİSTURA MEKİK DOKUDU

Kürtler resmi anlamda Cenevre – 3 görüşmelerine katılmamış olsa da De Mistura, dönemin PYD Eşbaşkanı Salih Muslim’den görüşmeler süresince Cenevre’de kalmasını rica etti. Bir taraftan görüşmelere katılan heyetlerle toplantılar yapan De Mistura, diğer taraftan Salih Muslim ile özel görüşmeler gerçekleştirdi. Heyetlerle yaptığı görüşmelerin içeriğini sık sık Muslim’e aktaran de Mistura, “PYD bu görüşmelerde olmalı, bunu çok iyi biliyorum ama bu noktada beni aşan güçler var” diyerek, adeta Kürtleri sakinleştirmeye çalıştı.

FEDERASYON İLANINA HAZIRLIK

Sahada gün geçtikçe askeri başarılarına yenilerini ekleyen Rojava’daki güçler, Cenevre – 3’ün yapıldığı dönemde Kuzey Suriye Federasyonu’nun ilanına hazırlanıyordu.

GÖRÜŞMELERE KİMLER KATILDI?

BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura liderliğinde 29 Ocak 2016’da başlayan Cenevre – 3 görüşmelerine, rejim adına Suriye BM Büyükelçisi Beşar Caferi, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Koalisyonu (SMDK) temsilcileri, Ulusal Konsey Heyeti (UKH) temsilcileri, Silahlı gruplardan Ceyş-ul İslam, Ahrar’uş Şam, ÖSO gibi cihatçı çetelerin temsilcileri katıldı. Cenevre – 3 görüşmelerine bağımsız gruplar adına katılımcılar da oldu.

CENEVRE – 3‘ÜN TEMEL AMACI

BM Suriye Özel Temsilcisi Mistura, görüşmelerin temel amacının, taraflarla görüşmelerin başlatılması, 6 ay içerisinde geçiş hükümeti kurulması ve 18 ay içerisinde seçimlerin yapılması olduğunu duyurmuştu.

AKIBET AYNI OLDU

Görüşmeler, 1 Şubat 2016’da başladı ve çok kısa sürdü. Staffan De Mistura, 3 Şubat’ta yaptığı basın açıklamasıyla görüşmelerin 25 Şubat 2016’ya kadar geçici olarak durdurulduğunu açıkladı. Mistura, küresel ve bölgesel güçlerin üzerine düşeni yapmadığını dile getirerek, “Yaptığım görüşmelerden anladım ki, tarafların yapması gereken çok şey var. Sırf görüşme yapmak için görüşmeye hazır değiliz” dedi.

Suriye Birleşmiş Milletler Temsilcisi Beşar Caferi ise görüşmelerin başarısızlığa uğramasının sebebinin Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ın tutumu olduğunu söyledi.

Cenevre – 3 görüşmeleri başladığında Suriye’deki savaştan kaynaklı ölenlerin sayısı yaklaşık 300 bine ulaşırken, 6 milyona yakın insanın ise ülkeyi terk ettiği uluslararası kuruluşların raporlarına yansıyordu.

CENEVRE – 4

Büyük bir umutla başlatılmasına rağmen hiçbir sonuç alınmadan sona eren Cenevre – 3 görüşmelerinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçtikten sonra BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, Cenevre görüşmelerinin 4. turunun başlayacağını duyurdu. Bu görüşmelere Cenevre – 3’te olduğu gibi rejim heyeti ile Türkiye ve Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkeleri destekli muhalif gruplar katıldı. De Mistura, Cenevre – 4 görüşmelerini, 23 Şubat 2017’de başlatıp 6 Mart 2017’de bitirmeyi planlasa da istediği gibi olmadı. Cenevre – 4’e davet edilen tarafların masadaki tutumları nedeniyle görüşmeler, 4 Mart’ta sona erdi.

NELER YAŞANDI?

De Mistura, görüşmelerde geçiş yönetimi, yeni anayasa, seçimler gibi konular üzerinde durmaya çalışsa da bu konularda hiçbir ilerleme sağlanamadı. Görüşmelere katılan muhalif grupların sahada gün geçtikçe güç kaybetmesi, masadaki rejim heyetinin elini daha da güçlendirdi. Rejim heyeti diğer görüşmelerden farklı olarak Cenevre – 4’e daha kararlı katılarak, masadaki muhaliflerin varlığını tanımama gibi bir tavır takındı. Bu görüşmelerde dikkat çeken bir diğer durum ise muhaliflerin Cenevre’de yaptığı açıklamada Türkiye’nin Suriye topraklarına yaptığı işgal girişiminin doğru olduğunu savunması oldu. Türkiye’nin işgal girişimi savunmakla yetinmeyen muhalifler, aynı zamanda DAİŞ destekçisi olarak bilinen Katar gibi ülkelerin Suriye’deki rolünü haklı bir politika olarak yorumlaması oldu.

KÜRTLERİN MESAJI SAVAŞ MEYDANLARINDAN

Bu görüşmelere de Kürtlerin gerçek temsilcileri yine davet edilmedi ama Kürtler öncülüğünde kurulan QSD, sahada üst üste kazandığı askeri başarılarla adeta Cenevre’ye mesaj göndermiş oldu. QSD’nin sahada elde ettiği askeri ve siyasi başarılar, bir taraftan Kürtleri hesaba katmadan siyasi çözüm isteyenlerin masadaki projelerini boşa çıkarırken, diğer taraftan masadaki muhalifin Kürtlere nazaran rejimin karşısında ne kadar güçsüz olduğunu ortaya koymuş oldu.

Şubat 2017 itibarıyla Suriye’deki savaştan kaynaklı ölenlerin sayısı 350 bine yaklaşırken, 6 milyonu aşkın insanın ise ülkeyi terk ettiği gerçeği uluslararası kuruluşların raporlarındaydı.

Yarın: Başarısızlıklarla dolu Cenevre-5, 6, 7, 8 görüşmeleri ve Suriye Anayasa Komitesi toplantıları…