Kürdistan doğasına ve coğrafyasına yönelik katliam gerçekleştiriliyor, Jenoside sessiz kalma!

492

AKP-MHP faşizminin Kürt halkına karşı yürüttüğü topyekûn savaş doğaya ve coğrafyamıza dönük jenoside dönüşmüştür. AKP-MHP faşizminin halkımıza  karşı geliştirdiği fiziki soykırım politikalarını doğamız ve coğrafyamıza karşıda insanlık dışı bir ekolojik, inançsal ve kültürel soykırıma dönüşmüştür. Halkımıza karşı kültürel soykırım politikası uygulayanlar Kürdistan coğrafyası üzerinde ekolojik bir kırım gerçekleştiriyor. Özgürlük mücadelesi karşısında çaresizleşen Türk devleti kirli savaşını Kürdistan’ın doğasını yakarak sürdürmektedir. Arka arkaya Dersim, Lice ve bir çok yerde ormanları yakıyor, Kürdistan binlerce yıllık tarihini yerlerini sular altına gömüyor.

Doğa üzerindeki bu tahribat özelliklede Kızılbaş Alevi Kürtleri, Süryani ve diğer yerleşim merkezleri üzerinde yoğunlaştırılarak jenosit gerçekleştirilmek istenmektedir. Hem tarih, hem coğrafya, inanç ve hem de kültürel miras hedeflenmektedir.

Dersim ve diğer şehirlerimizde yakmaya başladıkları orman yangınları büyüyerek devam ediyor. İnsanlığın gözü önünde gerçekleşen bu kıyıma Kayyum atanan belediye müdahale etmediği gibi, yangını söndürmek isteyen vatandaşlara da engel olunarak yangın bölgesine giriş yasaklanmaktadır.

Yangınlar ve talanlarla Kürdistan coğrafyası insansızlaştırılmak isteniyor

Kültürel demografisiyle öne çıkan bu bölgelerde Kürt Kızılbaş Alevi halkımız sindirilmek istenmekte, arıcılık ve hayvancılık üretimi engellenmektedir. Köyler insansızlaştırılmaya çalışılıyor. Yerleşim yerlerinin büyük bir bölümü Alevi toplumunun kutsal yerleridir. Ayrıca çok yoğun olarak arıcılık ve hayvancılık yapılan bölgelerdir.

Tarihi sabıkalı sömürgeci Türk devletinin bu uygulamaları yeni değildir. Bu politikalarını 1920-1938 yılları arasında Koçgiri’de Ağrı’da, Zilan’da, Dersim’de Şark Islahat Planı ile birlikte Türkiye 5 umumi müfettişliğe ayrılır ve Hakkari, Van, Siirt, Bitlis, Malatya, Muş, Elazığ, Dersim, Genç (Bingöl), Ergani (Diyarbakır), Beyazıt (Ağrı) vilayetleri ile Pülümür, Hınıs, Kiğı kazaları. İsyanın bastırılmasından sonra devlet Kürdistan’daki hakimiyetini sağlamak için yoğun baskılar ve operasyonlar düzenlemeye başlar. Buralarda özellikle dağlık ve ormanlık alanlar öncelikli hedeflenir. Kürtleri zapturapt altına almanın ön koşulu olarak görülür.

Türk devleti eski konsepti yeniden uygulayarak Kürt halkının özgürlük yürüyüşüne engelleyebileceğini sanmaktadır.

Ortadoğu’da yarattıkları DAİŞ çeteleri de  doğayı ve bin yıllık tarihleri yakıp, yıkıp tahrip ederek ne kadar barbar olduklarını insanlığa göstermiştir.

Kürt halkı tüm bu vahşete, toprağımıza, suyumuza, tarihimize ve kültürümüze karşı yürütülen jenoside karşı ekolojik bir bilinçle, havasına, suyuna, ağacına, ormanına sahip çıkmalıdır. Kürdistan’daki doğa kırımına ve jenoside karşı mücadelede etmelidir.

Halkımız 12 bin yıllık Hasankeyf’i yıkan, Mezopotamya topraklarındaki tarihe ve kültüre saldıran bu DAİŞ zihniyetli barbar Türk sömürgeciliğine karşı ayağa kalkmalıdır. Yurtsever olmanın temel bir görevi Kürdistan doğasını sahip çıkmak ve doğasını korumaktır. Önder APO bunu şöyle tanımlamaktadır. “Siyasal savaş, yurtseverlik savaşı, tarihe ve toprağa sahip çıkma savaşıdır.”

Yurtseverlik temelinde, Kürdistan toprağına, emeğine ve tarihine sahip çıkmak temel görevimizdir. Kürdistan doğasına ve tarihine yönelik bu katliamlara karşı kıyameti koparmalıyız.

Yaşadığımız tüm her yerde Avrupa ve dünya halklarına, ekolojik grupları ve duyarlı herkese harekete geçirmek için acilen harekete geçirerek uluslararası kamuoyu oluşturmalıyız. Kamuoyu baskısıyla bu doğa ve kültür vahşetine dur demeye çağırmalıyız.

KCDK-E olarak biz Avrupa’da yaşayan on binler doğamızın, tarihimizin, kültürümüzün ve coğrafyamızın katledilmesine karşı sessiz kalmamalı tepkimizi dile getirmeliyiz. DAİŞ zihniyetli sömürgeci Türk devletinin bu doğa tahribatını, Kültürler ve inançlar üzerindeki jenosidi teşhir etmeliyiz.

Susmak, bir şey yapmamak bu doğa katliamını onaylamak olacaktır.

KCDK-E / 16 ağustos 2017 / Brüksel