Halkımızı savunmaktan vazgeçmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz

10

Kürdistanlıların tüm kurumları kriminalize edildi, demokratik haklarını kullanmaları engellendi. Kürtlere kendi kimliklerinden, kurum ve mücadelelerinden vazgeçmeleri dayatıldı.Ancak, Kürtler bu haksız ve anlamsız yasağa boyun eğmedi.

Almanya’da 1993’ten bu yana uygulanan PKK yasağı, bir bütün olarak tüm Kürtleri ve kurumlarını kriminalize etme amacı taşıyor. Yasak 25. yılına girerken, bu zaman zarfında çok sayıda Kürdistanlı gözaltına alındı, tutuklandı, oturumlarıyla tehdit edildi, vatandaşlık hakkından mahrum edildi, yargılandı ve para cezasına maruz kaldı. İzinli yapılan demokratik eylemlerler dava konusu oldu. Kürdistanlıların tüm kurumları kriminalize edildi, demokratik haklarını kullanmaları engellendi. Sözün kısası Kürtlere kendi kimliklerinden, kurum ve mücadelelerinden vazgeçmeleri son derece sistemli bir şekilde dayatıldı. Ancak, Kürtler bu haksız ve anlamsız yasağa boyun eğmedi. Görüşlerine başvurduğumuz Kürdistanlılar, Alman devletinin yasağına karşı verdikleri mücadeleye anlatırken, “Yasaklarla mücadelemizi engelleyemezsiniz” diyerek, verdikleri bedel nedeniyle de pişman olmadıklarını belirtiyor.

Örneklerini verdiğimiz Kürdistanlılar mağdurlardan sadece birkaçı. Ancak yaşadıkları ve bunun karşısındaki duruşları Almanya’nın Kürtlere yaklaşımı ve Kürdistanlıların PKK yasağı karşısındaki tavrının anlaşılması açısından önemli ipuçları veriyor.

Dayak, hakaret hepsi vardı

Kürdistanlılar arasında Weliyê Botî olarak bilinen Hasan Baykara, 25 yıldır Almanya’da yaşayan ve yıllardır kültürel çalışmalar içerisinde yer alan bir isim. Bielefeld’de yaşayan Botî’nin PKK yasağı ve buna karşı mücadelesi 90’lı yıllara uzanıyor. Şimdiye kadar 3 kez hakkında dava açılan, binlerce Euro para cezasına çarptırılan Botî’ye yönelik gözaltı ve dayak da cabası. Sözü Botî’ye bırakıyoruz: “94’lerde polis derneğimizi kapatmıştı. Bizim tiyatro grubumuz vardı o zamanlar. Siyah elbiseler giyerek Jahnplatz Meydanı’nda protesto eylemi yaptık, polis hepimizi göz altına aldı. Görülmemiş şeyler başımıza getirdiler. İki gün gözaltında tuttular. Dayak, hakaret hepsi vardı.

16 BİN MERK CEZA KESTİLER

Ardından ceza verdiler. Ben bugüne kadar Almanya’da 16 bin Mark, 200 Euro para cezası ödedim. Üç kez Dortmund mahkemesinde yargılandım. Tüm mahkemelerde para cezasına çarptırıldım. Katıldığımız tüm eylem ve etkinlikler sonra bir şekilde soruşturulduk. Herhangi bir eylem sonrası mahkemeden mektup gelirdi eve. Gerekçeleri şuydu: PKK ‘terörist’ bir örgüttür. Siz de PKK’lisiniz. Dolayısı ile ‘teröristsiniz’. Biz de ‘PKK terörist değildir. Zulme, haksızlığa karşı mücadele ediyor’ dedik. Yani kendileri gibi Kürtlere düşman olmamızı istiyorlardı. Bugün de böyle devam ediyor.

ÇOCUKLARINI DA ALMAK İSTEDİLER

Mahkemede ‘terörist’ olduğum dolayısı ile kültür çalışması yapamayacağım dahi söylendi. Hatta çocuklarımı bile benden alma yönünde karar vermek istediler. Bende onlara, ‘Buyrun, çocuklarım burada. Eğer sizinle gelirseler götürün’ dedim. ‘Ben insanım, Kürdüm. Eğer çocuklarım benim dediğimi yaparlarsa benim gibi olurlar’ dedim.”

‘BİJÎ SEROK APO’ CEZASI

Son olarak 2002 yılında yargılandığını anlatan Botî, Alman yargısına tepki göstererek, kendisine kesilen cezaların tamamen haksız ve temelsiz olduğunu söyledi: “2002 yılında Bielefeld’de bir okulda yapılan toplantıda ‘Bijî Serok Apo’ sloganı attığım için 2400 € para cezası verdiler. Ben bir Kürt olarak tüm bunları hak etmedim. Dokuz çocuğum burada büyüdü. 25 yıldır Almanya’dan çıkmamışım. Beni ‘terörist’ olmakla suçluyorlar. Neden, ben ne yapmışım? Yürüyüşe katılmışım, bayrak almışım elime. Bundan dolayı ‘teröristsin’ diyorlar. Bu kabul edilemez. Son olarak vatandaşlık hakkı için de bize başvurma dediler. Ben de başvurmuyorum. Ne diyeyim?”

SÜREKLİ TAKİP EDİLDİK

Êzîdî bir Kürt olan Hesen Özden de Bielefeld’de yaşıyor. O da birçok kez yargılanmış ve para cezasına maruz kalmış Kürdistanlılardan birisi. Özden, “1993-2002 arası yıllar baskılar çok fazlaydı. Nereye gitseydik takip altındaydık. Ya da bir yere gitmek istediğimizde durdurulup nereye gittiğimizi, ne yaptığımızı sorarlardı. Katıldığımız eylemlerde slogan attığım, bayrak taşıdığım için yargılandım” diyor. Dortmund mahkemesinde yargılandığını belirten Özden Alman yargısını da sert bir dille eleştiriyor: “O dönemin mahkeme hakiminin bize karşı tavrı dikkat çekiciydi. Hakim bize karşı faşizan bir tutum sergiliyordu. Maddi yönden de bize çok eziyet ettiler. Binlerce Mark, Euro para cezası ödedim.”

BOYUN EĞMEDİĞİMİZ İÇİN

Baskı ve para cezalarıyla engellenmeye çalışıldıklarını söyleyen Özden yargılamaların da siyasi olduğunu kaydetti: “Katıldığım yürüyüşler, eylemler hep yasal izin alınarak yapılan eylemlerdi. Fakat ‘Bijî PKK’ ve ‘Bijî Serok Apo’ dediğimiz için, bayrak taşıdığımız için ceza veriliyordu. Aslında sorun o değildi. Yıllardır halkımızın hizmetinde olduğumuz ve onlara boyun eğmediğimiz, geri adım atmadığımız için bizi yıldırmak, korkutmak için cezalandırılıyorduk.”

CEZALARI BİZİ YILDIRAMAZ

Baskıların kendilerini yıldıramayacağının da altını çizen Özden şöyle devam etti: “Önder Apo esir alınmış bir halk önderi. Onlara, ‘Benim bir insan olarak bu sloganı atmaya elbette hakkım var’ diyordum. Bu tür baskılar halen devam ediyor. Herhangi bir eylemde onların belirlediği çerçeve dışına çıkınca hemen bizi cezayla, mahkemeyle korkutmaya çalışıyorlar. Mesela; Kobanê’ye yapılan saldırıyı protesto ettik. Polis gelip izinsiz olduğu gerekçesi ile durdurdu. Normalde tüm hukuk devletlerinde izin almadan eylem yapma hakkı var. Bizim insanlarımız katledilecek, köylerimiz bombalanacak, biz 24 saat onların cevabını bekleyecekmişiz. Aslında amaçları gözlerimizi korkutmak, cesaretimizi kırmaktır. Ama ben bugün de, yarın da bir Kürt olarak Alman hukuku çerçevesinde insani görevimi yapacağım. Ben sadece diyorum ki ülkem talan ediliyor. Önderliğim tecrit edilmiştir. PKK yasağı hukuki değildir. Biz insanların ölmesine karşıyız ama peki bizlere yapılanları neden dünya görmüyor?”

TARİH HESABINI SORACAKTIR

PKK yasağının hukuki ve insani olmadığını vurgulayan Özden, uluslararası güçlerin aldığı bir karar olduğunun altını çizerek, “PKK her anlamda insanlık mücadelesi veriyor. Bugün DAİŞ gibi bir terör örgütüne karşı amansız mücadele veriyor. PKK’nin nasıl bir parti olduğunu, ne için mücadele verdiğini tüm dünya çok iyi biliyor. Bunlara rağmen özellikle Alman devleti PKK üzerinde yasağı devam ettiriyor” diye belirtti. “Ümit ediyoruz ki, dünya bu haksız kararı görecektir. Asıl terör yürüten devlet Türkiye ve onun işbirlikçileridir” diyen Özden, tecrite de tepki gösterdi: “PKK yasağı yetmezmiş gibi Önderliğimiz de aynı uygulamalara maruz bırakılarak tecrit edilmiştir. Bir an önce PKK yasağı ve Önderliğimiz üzerindeki yasak, tecrit kaldırılmalı. Tarih bunun hesabını mutlaka soracaktır.”

EŞİNİ TÜRK DEVLETİ KATLETTİ

Pembuşah Özmen ise 50 yaşında ve 25 yıldır Almanya’nın Stuttgart kentinde yaşıyor. 1990’larda şiddetli çatışmaların yaşandığı bir süreçte Cizre’den Almanya’ya göç etmek zorunda kalmış. Yaklaşık 30 yıldır Kürt özgürlük hareketiyle birlikte yürüdüğünü anlatan Özmen’in eşi Türk devlet güçleri tarafından 1992 yılında katledilmiş: “Eşim Adil Özmen, devletin Cizre’de uyguladığı baskılara boyun eğmedi ve tercihini yaparak gerillaya katıldı hatta Cizre serhıldanında da yer aldı. Berivan hevalle beraber Cizre’nin kapılarını açarak görkemli bir direniş başlattılar. Hemen arkasında halamın kızı daha sonra kız kardeşim gerillaya katıldı. Sonra onlar da Adil’im gibi şehit oldular. “

TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ BIRAKMADILAR

Gözaltına alındığını, işkenceye maruz kaldığını ve sindirilmeye çalışıldığını anlatan Özmen, bir dönem tutuklu kalmış. Cezaevinden çıktıktan sonra Cizre’ye gitmiş. “Devlet bizim köyü yaktı ve taş üstünde taş bırakmadı. Gidecek yer bırakmadılar bize. Bizde köyden Cizre’ye göç etmek zorunda kaldık. Cizre’ye yerleştiğimizde burada da peşimi bırakmadılar.  Daha sonra Cizre’yi değil Türkiye’yi terk etmem gerektiğini anladım” diyerek, önce İstanbul’a ardından da Almanya’ya göç etmek zorunda kaldığını anlatıyor.

ALMANYA’DA BÜYÜK HAYAL KIRIKLIĞI

Almanya’da durumun farklı olacağını ancak büyük bir hayal kırıklığına uğradığını şöyle anlatıyor Özmen: “Almanya’ya geldiğimde adalet, hukuk ve insan haklarından söz ediliyordu. Doğrusu ben de öyle biliyordum ama Almanya’da yaşadıkça durumun hiç de öyle olmadığını gördüm. Almanya ve Türkiye arasında bir fark göremedim. Almanya devleti Kürtleri fişleyerek ötekileştiriyor.”

Almanya’da yürüttüğü çalışmaların önüne ‘suç dosyası’ olarak sunulduğunu anlatan Özen,”Ben de kendi kimliğim ve kültürüm için zaman zaman yapılan yürüyüşler ve etkinliklere katıldım hatta dernek çalışmalarında da bulundum. Bu saydıklarımın Alman savcıları tarafından çok sonradan önüme birer suç dosyası olarak konulması oldukça ilginçtir” dedi.

SANA ‘YADÊ’ DİYORLAR, DEMEK Kİ!…

Altı yıldır Alman mahkemeleriyle uğraştığını anlatan Özen hakkında açılan davaların absürtlüğünü şu örnekle anlattı: “Bana açılan davalara gerekçe gösterilen nedenler, Alman anayasası ve hukuku açısından tam anlamıyla bir skandaldır. Açılan davalar ve suçlamalarda Stuttgart Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nin izinli yürüyüşünü gerekçe gösteriyorlar. Burada Savcı bana, ‘izin başvurusunu sen yapmışsın, birileri seni zorlayarak senin adına izin aldırtıyor, ne diyorsun’ diye bana sordu. Bende, ‘kimse, kimseyi zorlamıyor, bu tutumunuz neye hizmet ediyor anlamış değilim’ dedim. Sonra savcı bana ‘sen tehlikeli bir kadınsın, neden herkes sana ‘Yadê’ diyor, demek ki, sen örgüt üyesisin. Bu da kanıtıdır’ dedi.

STUTTGART DIŞINA ÇIKMASI YASAK

Açılan davalarla Kürtlerin değerlerinden uzaklaştırılmaya ve kriminalize edilmeye çalışıldığının altını çizen Özen mahkeme tarafından da apaçık cezalandırılıyor. Haftada üç kez imzaya gitmek zorunda kalan Özen kendisine dayatılan hukuksuzluğu şöyle anlatıyor: “Stuttgart’tan dışarı çıkmam yasak. ‘Kürtlerle görüşmeyeceksin’ dediler. Dernek yasal ve yürüyüş izinli, buna rağmen yasaklıyorlar. Yaklaşık 10 ya da daha fazla kez mahkemelere ifade vermek için gittim. İfademde ‘Bu yürüyüşler izinli, dernek resmi bir dernek ve ben bir Kürt kadınıyım, kendi halkımdan uzak kalamam’ dedim. Ben böyle bir ifade verdiğim için bana dediler ki ‘sen PKK üyesisin.’ 4 yıldır haftada üç kez imzaya gidiyorum. Ve beni çağırıp ‘10 yıl boyunca imzayı atacaksın’ dediler. Bir keresinde iki gün rahatsızlandım ve imzaya gidemedim. Fakat rahatsızlığıma ilişkin hastane raporumu onlara verdim, kabul etmediler ve bana 700 Euro para cezası verdiler.

KIZI DA MAĞDUR EDİLDİ

Bana verilen oturum hakkı geri alındı ve 3 ayda bir uzatıyorlar. Kızım da benim yaşadıklarımı benle beraber yaşıyor. Kızıma da dava açtılar ve hala devam ediyor. Sebebi ise yapılan yürüyüşlere katılması. 3 aylık belge veriyorlardı daha sonra itirazlar ile bu karar kaldırıldı. Şimdilik 6 aylık süre ile kimlik veriliyor.

HALKIMI SAVUNMAMI ENGELLEYEMEZLER

Her şeye rağmen yaptıklarından pişman olmadığını belirten Özmen’in mesajı net: “Ne yaparlarsa yapsınlar beni kendi halkımdan ve kendi halkımın haklarını savunmaktan alıkoyamazlar. Zaten ben bu yüzden Türkiye’den kaçıp buraya gelmişim. İş için, para için ya da Avrupa’da rahat yaşamak için gelmemişim. Ben bir Kürt kadınıyım ve bunu hiçbir zaman unutmayacağım. İsterlerse imzaya haftanın 5 günü çağırsınlar. Her gün yükümüz daha çok ağır oluyor, çünkü Türkiye’de giderek büyüyen bir savaş var ve bu savaşta her gün ailemiz, dostlarımız ve halkımız şehit düşüyor. Bunları görmezden gelemem. Benim vazgeçmem için yaşamımın sona ermesi gerekiyor. “

ÖCALAN YAŞAM GEREKÇEMİZDİR

PKK’nin halkın kendisi olduğunun altını çizen Özmen, Kürt Halk Önderi Öcalan’a yönelik tecride de dikkat çekerek son olarak şunları ekliyor: “20 yıldır tecrit altındadır ve yıllardır Önderlikten bir haber alamıyoruz. Sağ mı yaşıyor mu, biz artık bunları bilmek istiyoruz. Önderliksiz yaşamı kabul etmiyoruz. Önderlik yaşamdır ve yaşam gerekçemizdir. 1 Aralık’ta Berlin’de yapılacak yürüyüşe bütün Kürtler ve özellikle Kürt kadınları mutlaka katılmalıdır. Bu yürüyüş bir onur ve var olma meselesidir. “

TARİHE UTANÇ OLARAK GEÇECEK

Alman devleti tarafından mağdur edilen Kürdistanlılardan birisi de Özgür Politika’nın gönüllü muhabirlerinden Murat Mang.

7 Haziran 2011 tarihinde gerekli şartları yerine getirdiği için Alman vatandaşlığına başvuran Mang, Anayasa Koruma Teşkilatının engellemesiyle karşılaştı. Başvuru ve sonrası yaşananlara ilişkin Mang şunları aktardı: “2011 yılı içinde şartları yerine getirdiğim için Alman vatandaşlığına başvuruda bulundum. Belli bir süre sonra Bielefeld yabancılar dairesi beni çağırdı. Gittiğimde odada bulunan iki memur bana bir kağıt verip kağıtta bulunan soruları yanıtlamamı istedi.

OYUNA GETİRİLDİM

Soruları cevaplandırmakla oyuna getirildiğimi sonradan Avukatım Hermann Wiğering’den öğrendim. Bu sorular içinde ‘Sizin için PKK nasıl bir örgüttür? Öcalan sizin için ne ifade ediyor? Herhangi bir örgütle bağınız var mı?’ gibi sorular vardı. Bu soruları cevaplandırdım. Sonradan avukatım cevaplandırmamam gerektiğini, beni oyuna getirdiklerini belirtse de iş işten geçmişti. Birkaç ay sonra Anayasa Koruma Teşkilatı’nın hakkımda verdiği rapora istinaden Bielefeld Belediyesi’ne bağlı Yabancılar Dairesi vatandaşlık başvurumu, ‘PKK’ye bağlı kurumlarda aktif görev aldığım, PKK’nin yasaklı olması ve dolayısı ile Almanya demokrasisi ve toplumu için tehlikeli olduğum gerekçesiyle’ reddetti.”

MAHKEMELER BİZLERE KAPALI

Aldığı red cevabına karşı hukuki mücadele başlatan Murat Mang, Minden Mahkemesinin Anayasayı Koruma Teşkilatının kararına uyarak başvuruyu reddettiğini belirtti. Kararın politik olduğunu belirten Mang şunları aktardı: “Red gerekçesi olarak dernek aktiviteleri, Yeni Özgür Politika gazetesi muhabirliği ve Komalên Ciwan çalışanı olmam gösterildi. Tüm bunların PKK’ye bağlı kurumlar olduğu, PKK’nin Almanya’da yasaklı olduğu dolayısı ile benim de dolaylı bağlantım olduğu söylendi. Minden Mahkemesi, Anayasayı Koruma Teşkilatının kararından dışarı çıkmayarak aynı şekilde red kararı verdi.”

KARARLAR UTANÇ VERİCİ

Verilen red kararını 21. yüzyılın bukalemun tarzı demokrasi anlayışının bir yansıması olarak nitelendiren Mang tepkisini şöyle dile getirdi: “Tabiki verilen karar Alman demokrasi, hukuk ve insani değer yargıları için ayıptır. Almanya’da yaşıyorum. Çalışıyorum, vergi veriyorum. Demokratik sisteme karşı bir pratiğim yok. Aksine katkı sunan çalışmalarım var. Karar tabi ki ülkeler arası çıkar anlaşmalarının pratik sonucudur. Türkiye’de de yargılandım. Alman mahkemesinin bana gönderdiği yazılarda Türk savcılarının iddianameleri ile aynı paralelde kavramlar olması ne kadar uyum içinde çalıştıklarının da açık göstergesidir. Günü geldiğinde Alman kamuoyu tıpkı Hitler döneminden utandığı gibi bu dönemde biz Kürtlere uyguladığı politikalardan dolayı da utanacaktır.”

GAZETECİLİK SUÇ MU?

Özgür Politika’nın gönüllü muhabirlerinden Sait Öztürk ise kendisine dayatılan hukuksuzluğu PKK yasağı dosyası kapsamında kaleme aldı.

Alman devletinin 26 Kasım 1993 yılında PKK’ye yönelik  getirdiği yasakla birlikte Kürtlere ait birçok kurum ve siyasi çalışma yürüten yüzlerce Kürdistanlıya yönelik baskı, tutuklama ve değişik ceza yöntemleri uyguladı. Bu uygulama 25 yıldır artarak devam ediyor.

Alman devletinin yüzlerce Kürt siyasetçiye yönelik uyguladığı baskıyı bana karşı yıllarca değişik yöntemlerle devam etmektedir. 1997 yılında iltica başvurusunda bulunduğum Alman devleti iki yıla yakın bir süre sonra Türkiye’de yaşama şansım bulunmadığı gerekçesiyle iltica başvurumu kabul etti.

İltica başvurum kabul edildikten birkaç ay sonra bir firmada çalışmaya başladım ve 20 senedir aynı firmada ara vermeden hala çalışmaktayım. Bununla birlikte Kürdistan ve Türkiye’de Kürt halkına yönelik Türk devletinin baskılarını, Alman halkı başta olmak üzere dünya kamuoyunu haberdar etmek, az da olsa halkımızın sesi olmak için Almanya’da yasal olan kurumlarımızda değişik görevlerde bulundum ve yöneticilik yaptım. Aynı zamanda sürgünde Kürtlerin tek gazetesi olan Yeni Özgür Politika gazetesinde muhabirlik yaptım. Gazeteye yaptığım haberlerden dolayı PKK yasağı bahane edilerek propagandadan dava açıldı.

İZİNLİ EYLEMLERE DAVA AÇIYOR

Birkaç haberi örnek verecek olursam; 9 Ocak 2012 yılında BDP’li bir milletvekilinin Heilbronn derneğinde yaptığı bir halk toplantısının haberi, diğer birkaç haber ise Kürtlerin yasal olarak gerçekleştirdiği eylemler ve dernek kongrelerinin haberleridir. Dernek eşbaşkanlığı yaptığım süre içerisindeki bütün calışmalar ve organize edilen bütün eylemler, yasal hak olduğu halde PKK yasağı gerekçe gösterilerek birçok kez ifadeye çağrıldım, defalarca mahkemelik oldum.

ERDOĞAN ONAY MERCİSİ Mİ?

Mahkemelerin hiçbirinde hukuki bir yaklaşım görmedim. Tamamen siyasi ve Türk devleti ile olan ilişkileri koruma amaçlı bir yaklaşıma denk geldim. En son 17 Temmuz 2018’de gittiğim mahkemede, davanın konusu olmadığı halde Erdoğan diktatörlüğü tarafından Kürdistan’da yakılıp yıkılan onlarca kent, bodrumlarda canlı canlı yakılan insanlarla ilgili olarak Erdoğan’a hak verilen beyanlarda bulunuldu. Yani gittiğim her mahkemede bir öncekinden daha beter bir yaklaşımla karşılaştım.

HAFTADA 3 KEZ İMZAYA

Kısaca bu saydığım gerekçelerden dolayı mahkemeler 2005 yılından beri devam etmektedir. 2017 yılı başlarında mahkeme tarafından zorunlu olarak haftada 3 defa imzaya tabi tutuldum. Bu imzayı kabul etmeyerek, 2017 yılında üç günlük açlık grevine girdim. Bu açlık grevinden dolayı imzayı haftada bir güne getirdiler. Ama en son 17 Temmuz tarihinde gittiğim mahkemede verilen kararla, haftada yeniden 3 defa imza veriyorum. Geçici oturum (Duldung) ve Heilbronn kent merkezinin dışına çıkma yasağı getirildi.

Yaşadıklarım halkımızın mücadelesine yaklaşımın bir sonucudur. Ne kadar baskı uygulanırsa uygulansın halkımızın bir özgürlük mücadelesi ve inandığımız değerler var. Direniş tüm Ortadoğu’ya yayılmış durumda. Bu tür baskılar bizi mücadelemizden vazgeçiremeyecektir.

KAYNAK: Yeni Özgür Politika