Erdoğan’ın üçüncü dünya savaşı senaryosu

958

Bu olay aynı düşürülen Rus uçagğında olduğu gibi Suriye platformunda derinleşen Türk Batı çelişkilerinin Rusya değneği ile çözümlenmesini içeren bir Saray hamlesi olmaktadır. Bunun mutlaka açıklanması için de MİT ve Hakan Fidan ele alınmalıdır.

H. YASİN DOĞAN

Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde başta bölge olmak üzere dünya yeniden yapılandırılırken, BOP Eşbaşkanı olarak Erdoğan da yeni Osmanlıcılık hayallerine yatmaya başladı. Bu proje bir ABD-NATO planı idi. Ve Erdoğan hanedanlığı da kendisini buna göre uyarlayıp örgütlenmesini buna göre düzenledi. Ergenokon operosyonları ile orduyu yeniden yapılandırmaya gitti. MİT’i-Emniyeti buna göre düzenledi. Bürokrasiyi FETÖ’ye karşı savaş adı altında yeni baştan ele aldı. Kısacası Erdoğan diktatörlüğü herşeyi ile bir bölge ve dünya savaşına hazırdı. Bu hazırlığına NATO kapsamında Suriye’de-Irak’ta meşruiyet kazandırmak içindi didindi durdu. Ama olmadı. NATO ile onun geleneksel düşmanı Rusya’yı karşı karşıya getirmek için Rus uçağını düşürdü ama istediği sonucu alamadığı gibi ciddi sıkıntılarla karşıya kaldı. Artık eskiden olduğu gibi Kürtlere karşı bir savaş yürütemez duruma geldi. Batı’nın desteğini alamadığı gibi Rusların da düşmanlığını kazanmış oldu. Suriye’yi, Irak’ı yeniden Osmanlılar gibi egemenliği altına almak ve yeni bir imparatorluk kurmak isterken, evdeki bulgurdan olmaya başladı. Çareyi yeniden Rus ayısı ile dans etmekte buldu ve podyuma çıktı. Aldığı icazetle Kuzey Suriye’yi işgale başladı. Batılı müttefikleriyle yapamadığını böyle gerçekleştirmek istedi.

Bunun için de ‘FETÖ Operasyonları’ adı altında inşa ettiği devleti yeniden inşa etmek için muhaliflerini bir bir temizlemeye başladı. Son on yılda devlete yerleştirdiği kadrolarını bir bir tasfiye etti. 15 Temmuz senaryosu da bunun için hazırlandı. Ancak bundan sonra Suriye işgal edilme sürecine girdi. Fethullah Gülen Cemaati ile birlikte yeniden inşa etmeye çalıştığı devleti Rusya’nın desteği ile yeniden yapılandırma arayışı içine girdi. Bütün bu süreçler boyunca temel aktör MİT oldu. Ve MİT’in Müsteşarı Hakan Fidan, Erdoğan’ın sır küpü olarak korundu ve dokunulmaz kılındı.

Şimdi Halep ve Kuzey Suriye’de savaş bir noktaya gelmişken Rusya Ankara Büyükelçisi Karlov dünyanın gözüönünde Allahuekber nidalarıyla bir çevik kuvvet polisi tarafından öldürüldü. Aydın-Sökeli ve El Nusra’cı diye neşredilen polis canlı ele geçirilmek yerine öldürüldü. Rusya’nın talebi üzerine Ortak komisyon oluştururak olay araştırılacak. Rus yetkililer olayı “Türk-Rus ilişkilerini bozmak için yapılmıştır” şeklinde değerlendirdi.

Bundan kısa bir süre önce de Paris’te Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’i katleden Ömer Güney malumun ilanı gibi yıllardır ertelenen mahkeme öncesi arkasında bilinen ama hukuken de ilana ihtiyaç duyan sırları ile birlikte ölüverdi.

Bu her iki olay arasında ne tür ilişki var denilecek belki. İki fail ve iki ölü. Birisi MİT elemanı, diğeri MİT’in yıllardır koruduğu El Nusra’nın resmi polis olan bir elemanı. Ortak payda MİT ve onun yıllardır sorumluluğunu yürüten Hakan Fidan. Bu noktada oluşturulacak olan ortak Rus-TC komisyonu ilk elden Hakan Fidan’ı mı sorgulamalı. Eğer Erdoğan izin verirse tabi.

Yani olay basit bir Rus-Türk dostluğunu bozma girişiminden öte Rusya ile NATO ülkelerini mutlaka karşı karşıya getirme ve hatta çatıştırma projesi olarak görülmeli. Erdoğan hanedanlığı Rus uçağından bu yana bu konudaki ısrarını sürdürmeye devam ediyor. Bunun için gerekirse devlerin açıkça kapıştığı bir dünya savaşını bile tetiklemekten kaçınmıyor. Eğer Abdulkadir Selvi’nin dediği gibi polis El Nusra’cı ise bu örgütü şimdiye kadar açıkca savunan ve ona bu son olayın da kanıtladığı gibi ordu ve poliste yer veren Erdoğan diktatörlüğünden başkası değildir. Bu zihniyet ile doldurulmuş ordu ve polis yine Allahuekber nidalarıyla Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de taş üstünde taş bırakmadı. Yüzlerce insanı katletti. Yüzbinlerce insanı evsiz barksız sürgüne tabii tuttu. Şimdi aynı nidalarla HADEP binaları ateşe verilip Türk bayrakları ile donatılıyor. Aynı ve benzeri örgütün resmileşmiş güçleriyle insanlar tutuklanıyor. Ethem Sarısülük olayında olduğu gibi katil El Nusra’cı-DAİŞ’çi kısacası Erdoğan’cı polisler cüzi para cezalarıyla ödüllendiriliyor. Bütün bunlar Türkiye’nin çeşitli yerlerinde kurulan kamplarda eğitilen ve resmi devlet gücü haline getirilen polis-askerler eliyle yapılıyor. Yani Cizre’yi yıkan ve yüzlerce insanı yakanlarla Karlov’u vuranlar aynı örgütün üyeleri. Yani tüm yollar Erdoğan-Saray adresine çıkıyor. Acaba Karlov olayını soruşturanlar bu adresin kapılarını zorlayacak mı?

Bir yandan Trump Rusya ile işbirliği mesajları verirken, diğer yandan bu işbirliğinin Erdoğan diktatörlüğünün ne kadar aleyhine olabileceğini soruşturacak mı? Kısacası bu olay aynı düşürülen Rus uçağında olduğu gibi Suriye platformunda derinleşen Türk Batı çelişkilerinin Rusya değneği ile çözümlenmesini içeren bir Saray hamlesi olmaktadır. Bunun mutlaka açıklanması için de MİT ve Hakan Fidan ele alınmalıdır. Hakan Fidan meşhur tırlarla birlikte beslenen ve kamplarda eğitilen cihatçı çeteler ve Rus uçağının nasıl düşürüldüğüne ışık tutabilir mi bilinmez ama bu konuda ona en büyük desteği, milletvekilliğine aday gösteren ve ‘Rus uçağının düşürülme talimatını ben verdim’ diyen Davutoğlu sunabilir. Oslo’dan bu yana Erdoğan savaş kliğinin talimatları doğrultusunda hareket eden Fidan, şu anda Avusturya veliahtını öldüren Sırplı öğrenci pozisyonundadır. Kısacası Karlov’un katili ne cemaat, ne Batı’dır. Belki onların da telkini ile iyice çıldırarak kendisini kaybeden Erdoğan’dır. Bu nedenle şu anda Türkiye’de görev yapan hiç bir yabancı diplamatın  can güvenliği de yoktur. Çünkü devletin resmi görevlileri birer El Nusra ve DAİŞ üyesi gibidir. Allah bu görevlilerin koruması altındaki herkese kolaylık versin. Diğer yandan cihatçılar artık sadece sakal bırakıp kısa paçalı pantolan giyinmiyor. Aynı Erdoğan gibi kravatlı ve takım elbiselileri de piyasaya arz ı endam etmiş bulunuyor.