Dram, matem ve intikam: Aus dem Nichts

396

Fatih Akın, Cannes’da yarışan ‘Aus dem Nichts’ filminde kurduğu dram ve intikam diyalektiğinin takdirini seyirciye bırakıyor.

NSU cinayeti karşısında Alman yargısının ‘gevşekliği’ sayesinde katmerleşen dramdan çıkış için adalet arayışını, ‘bireysel intikam’ olarak toplumun kucağına bırakan yönetmen Fatih Akın, Cannes’da yarışan ‘Aus dem Nichts’ filminde kurduğu dram ve intikam diyalektiğinin takdirini seyirciye bırakıyor.

Altın Palmiye için yarışan yönetmenler arasındaki Fatih Akın’ın filmi ‘Aus dem Nichts’ dün görücüye çıktı. Sistematik cinayetlere varan ırkçılığı, hayat bulduğu toplumsal zemin ve yargılanmasındaki lakaytlığı işleyen Akın, tartışmalı bir finale imza atıyor. 19 rakibi arasında iddialı olan ‘Aus dem Nichts’in 30 yıl sonra Almanya’ya Altin Palmiye’yi götürmesi sürpriz olmaz.

70. Cannes Film Festivali’nde 19 yarışma filmi arasında yer alan Fatih Akın’ın ‘Aus dem Nichts’ (Hiç Yoktan/Solgun-Tr-) filmi gösterildi.

Göçmen bir ailenin çocuğu olarak Almanya’nın Hamburg kentinde dünyaya gelen Fatih Akın, 2005 yılında yaptığı ‘Duvara Karşı’ filmiyle Berlinale’nin ‘Altın Ayı’sını alarak, sinema dünyasında isminden söz ettirdi. Kendisine özgü ve aykırı bir sinema dilini oluşturan Akın, daha sonra ‘Yaşamın Kıyısında’ filmiyle Cannes’da ‘En İyi Senaryo’ ödülünü aldı. ‘The Cut’ filmiyle de Ermeni Soykırımı’nı beyaz perdeye taşıyarak, Osmanlı’nın yeni Türk devletine devrettiği kirli emanete dikkat çekti.

YENİ FİLMİN ÇIKIŞ ZEMİNİ

Fatih Akın, şimdi de farklı bir toplumsal yaraya, devlet-birey-toplum ve enstrümanları çerçevesinde odaklanıyor. Almanya’da 2000 ile 2006 yılları arasında Türk ve Kürt göçmenler, Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) isimli Neonazi örgütü tarafından hedef alındı. Ülkenin değişik kentlerinde peş peşe cinayetler işlenmeye başlandı. Toplam, 10 kişi katledildi. Çoğu küçük esnaf olduğundan dolayı Almanya’da ‘Dönerci cinayetleri’ diye tanımlandı. Bu cinayetler başlangıcında göçmen mafyasının iç hesaplaşması olarak yansıtılsa da sonradan NSU tarafından işlendiği ortaya çıktı. Bundan dolayı 3 kişi intihar etti, 4 de kişi tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Polislerin arasındaki yazışmalar, mahkeme heyetinin dava karşısındaki tavrı, ülkede eleştiri konusu oldu. Bir göçmen ailenin çocuğu olan Fatih Akın da yaşanan bu vahşi cinayetleri, perde arkası ve bunun karşısında Alman adalet sistemini irdeleyen bir film ile beyaz perdeye yansıtıyor.

İSABETLİ BİR KADRO

Fatih Akın’ın NSU cinayetlerini ve sonraki yargı sürecini odağına koyduğu filmin çekimleri Hamburg ve Yunanistan’da yapılmış. Filmde, Diane Kruger, ‘Katja Şekerci’ rolüyle bir kurbanın eşini oynuyor. Film, 1 saat 46 dakika. Akın’ın, Kruger dışındaki oyuncu seçimi de Denis Moschitto (Danilo Fava), Johannes Krisch (Haberbeck),Ulrich Tukur ( Jürgen Möller), Samia Chancrin(Birgit), Numan Acar (Nuri Sekerc) ve Ulrich Brandhoff (André Möller) gibi oldukça isabetli bir tercih olmuş.

Acı, hüzün, dram ve hayal kırıklığı üzerine kurulu film, Hamburg’un bir göçmen mahallesinde başlıyor. Kürt bir göçmenin oğlu Nuri Şekerci, Alman eşi Katja Şekerci ve küçük oğulları ile mutlu bir sürdürüyorlar. Katja’nın bu mutluluğu uzun sürmez, ani bir şekilde yerini zindana dönüşen bir hayata bırakıyor. Tercümanlık bürosu sahibi olan Nuri ve oğlu işyerlerinin önüne bırakılan bisikletin üzerine yerleştirilen bombanın patlatılması sonucu hayatlarını kaybederler. Alman polisi, başlangıçta olayı, Türk, Kürt ve Arnavut mafyasına bağlamaya çalışsa da bir süre sonra failler ortaya çıkıyor: Neonazi örgütü olan NSU üyeleri…

KATJA’NIN ADALET ARAYIŞI

Katja’nın adalet arayışı sonucunda yargılama başlar. Taraflardan biri eşi ve çocuğunu kaybetmiş Alman bir eş ve anne olan Katja Şekerci, diğer tarafta ise NSU üyeleri Jürgen Möller ve André Möller. Ancak Katja ve avukatı beklenmedik bir durumla karşı karşıya kalır. Katja’nın eşi, eroin ticareti yapmakla suçlanır. Kurbanın ailesi duruşmalar dizisinin sonucunda suçlu bir noktaya getirilir ve yalancı Yunanistan ırkçılarının şahitliği sonucu NSU üyeleri serbest bırakılır.

BİREYSEL İNTİKAMA DOĞRU

Bu karar, Katja’nın dramını katmerleştirir. İntiharın eşiğinde dönen Katja, Jürgen Möller ve André Möller’in izini sürer ve Yunanistan’da bulur. Jürgen Möller ve André Möller’in, burada Yunan Irkçı Parti üyelerinin yardımıyla deniz kenarında bir karavanda yaşadığını tespit eder. İntikam alma planları yapar. Katja, gizlice karavanın altına yerleştirdiği el yapımı bombayı patlamayı beklerken, bir kuşun karavana konmasıyla vazgeçer. Ancak daha sonra bombanın içinde bulunduğu çantayı sırtına alıp karavana binip patlatarak, intikamını alır. Filmin en tartışmalı bölümü olan bu sahneyi, NSU sürecini takip edenler çok iyi biliyor. Cinayet sürecinin kilit isimlerinden Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos, 4 Kasım 2011’de bir banka soygunu gerçekleştirdikten sonra polisin takibinden kurtulmak için saklandıkları karavanda ölü bulunmuştu. Akın da bu sahneyle göndermede bulunuyor. Ancak günümüzde dünyanın bir çok tarafından bu tür yönteme yapılan saldırılar göz önünde bulundurulunca isabetli bir final sahnesi olmamış.

ÖDÜL ALMAYI HAK EDİYOR

Filmde, Alman yargı sistemini sert bir dille eleştiren Fatih Akın, göçmenlerin potansiyel olarak suçlu görülmesinin altında yatan bakış açısını sorguluyor. Özellikle Katja’nın devletin adaletine güvenmeyip kendi adaletini uygulamasıysa toplumda adalete olan güvensizliği yalın bir dille yansıtıyor. Birey ve devlet arasındaki uçurumu bize gösteriyor.

Sağlam bir senaryo ve hikayesi olan ‘Aus dem Nichts’ oldukça etkileyici. Zaman zaman aksiyon sahneleri olsa da seyirciyi sürükleyen duygusal bir yapıt, onun için de şimdiye kadar festival çerçevesinde gösterilen filmler içerisinde en sağlamlarından biri. Bana göre ‘Altın Palmiye’ almaması için hiç bir neden yok.

Filmde ünlü oyuncu Diane Kruger’in performansıysa oldukça başarılı. Kruger, festivalin ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünün güçlü adayları arasında. Daha önce ‘Troja’ ve ‘Inglourious Basterds’ gibi önemli yapımlarda rol alan Kruger, ilk kez Almanca oynadığı bir rolle kameralar karşısına geçti. Diane Kruger böylesi bir filmde oynadığı için memnun. Katja’nın acılarını yansıttığını ifade eden Diane Kruger, ”Diğer benzer hikayelerden haberimiz yok” diyerek, kurbanlarının ailelerinin yaşadığı drama dikkat çekti.

FATİH AKIN: KIZDIM VE BU FİLMİ YAPTIM

Filmin gösteriminin ardından medya mensuplarının sorularını yanıtlayan yönetmen Fatih Akın, bir çok NSU duruşmalarını izlediğini ve ardından böylesi bir senaryo yazmaya başladığını söyledi. Fatih Akın, şöyle devam etti: ”Hakimler sadece susuyordu. NSU organizasyonunun üzerine gideceklerine kurbanların aileleri suçlu gösterilmeye çalışılıyordu. Ben de kızdım ve böyle bir senaryo yazdım. Bunun sonucunda bir annenin yası ve matemi ortaya çıktı. Bu film her ne kadar terörist grubun cinayetleri ve politik bir olay olsa da bunun üzerine kurulmuştur.”

Akın, filmin tartışmalı final sahnesi için de ”İnsanlar devlet adaletine güvenini yitirince kendi bireysel adaletlerinin peşinden koşuyor” diyerek, bunu seyirciye bıraktığını söyledi.

Akın, Pazar gecesi açıklanacak ödülü alırsa 30 yıldan fazla bir süreden sonra ‘Altın Palmiye’ alan ilk Almanya vatandaşı yönetmen olacak. Ödülü son olarak 1984 yılında ABD’de çektiği ‘Paris, Texas’ filmiyle Wim Wenders almıştı.