12 Ağustos 2020, Çarşamba
Ana Sayfa Kültür ve Sanat Brusk, Kürt dans kültürünü dünyaya taşıyor

Brusk, Kürt dans kültürünü dünyaya taşıyor

210
ANF Images

Çalışmalarıyla artık ‘halay değil govend’ dedirten dansçı, müzisyen, eğitmen ve koreograf Arjen Brusk, uzun bir araştırma ve çalışma döneminden sonra İstanbul’da başlattığı Kürt dansları çalışmalarını dünyaya taşıyor.

Brazilya’nın Rio kentine giderek orada ve Sao Paulo’da govendleri Güney Amerikalılara öğretecek. Aynı zamanda dünyanın birçok yerinden gelecek olan dans ve kültür odaklarıyla çalışmalar yapacak, Kürdistan’ın dans-müzik kültürünü tanıtacak.

Yüz yıllardır Kürdistan’ın savaşları, düğünleri, ölümleri, doğumları, tarımı ve yeniden dirilişine eşlik eden govendler, kültürel mirasın en belirgin kültürel simgesi. Yerleşik yaşam ile tarımsal faaliyetlerin bile govendlere konu olması, tarihi bir olguyu önümüze çıkarıyor. Batısından doğusuna, kuzeyinden güneyine kadar Kürdistan topraklarında köklenen bu dans kültüründe govendler ortak dans adımlarına, tarihi ve karakteristik zenginliğe sahip kültürel bir birikim. Bablekan, Granî, Harkuşta, Cida, Çep, Xerzani ve diğerleri…

‘HİKÂYELER VE BİRÇOK DETAY ÖZÜNDEN UZAKLAŞTIRILIYOR’

Üniversitede okuduğu Geleneksel Danslar bölümünde ve tüm dans dünyasında Kürt danslarının, Türk halk oyunları ve ‘halay’ olarak belirtildiğini ve hikâyeleri gibi birçok detayın gerçeğinden ve özünden uzak, başkalaşmış olarak işlendiğini fark eden Mamoste Arjen Brusk, yaptığı geniş çaplı saha ve eğitim-araştırma çalışmaları ve eğitim-sunum-etkinlikleri ile govendlerin kendi literatürünü ortaya çıkarıyor. Ölü toprağını kaldırıyor ve koca bir zenginliği, kültürel bir hafızayı sadece bir tarihi eser olarak sunmuyor, aynı zamanda günümüze, bize taşıyor, dünyaya yayıyor.

Kurs ve etkinlik çalışmalarını başlatırken ilk olarak ‘Kürt ve Kürtçe’ gerçekliğinden kaçanların desteklerini görmüyor. İpi tek başına göğüslüyor. Çoğu zaman kötü karşılıklara maruz kalıyor. İstanbul’da çeşitli dans stüdyolarında ve mekânlarda günlük-kiralık, “haftada bir, ayda dört gün” sistemiyle yer kiralayarak kendi kurduğu ve başlattığı sistemle kurs ve etkinlik çalışmalarını başlatıyor.

Böylece mekânları da dönüştürmeye başlıyor. Dans çalışmalarını Kürtçe çalışmaları yapmaya başladığı için gittikçe yalnızlaşıyor. Kira vererek çalışma yaptığı mekânların bile sırf Kurdî bir konu olduğu için ilk başlarda isimlerinin duyulmasından dahi çekinerek yaklaştığı bu çalışmalar, zorlu geçen başlatma döneminden sonra herkesin takdirini ve beğenisini kazanmaya başlayarak, İstanbul merkezli bir şekilde büyük bir değişim başlatıyor. İstanbul’da Kürt dans kültürü, govend kursu, gecesi, konserleri ve etkinlikleri fırtınası başlatıyor. İlk başlarda Kürtlere ve Kürtçeye yönelik yaratılmış olan düşmanlık, ön yargılar ve ortalama 100 yıllık asimilasyon politikaları, kültür endüstrisi ve popüler kültür etkileri altında şekillenmiş bir zihniyetle mücadele ede ede bu noktaya getiriyor. Bu çalışmalar sayesinde, artık dünyada tüm içeriğiyle ve Arjen Brusk’un hazırlayıp başlattığı eğitim ve etkinlik sistemiyle ortaya çıkan, Kürt dansları ve govend gerçekliği var. Çalışma yaptığı mekânların, ilk başlarda Kürtçeden dolayı isimlerinin duyulmasını dahi istemezken, herkes buna mesafeli dururken, bu işin başarıya ulaşması ve büyümesiyle birlikte, herkesin buna yaklaşımı değişmeye başladı. Dünyada bu dans kültürü üzerine büyük bir değişim ve yenilikler yaşanırken, çalışma yaptığı mekânlar ve kişiler, müzik grupları ve sanatçılar, emek gasbına girişiyor… Bu olanlarla birlikte Brusk, tüm kültür-sanat dünyasının, müzik gruplarının, sanatçıların ve dans kursları dünyasının, mekânların ve şehrin “öteki yüzü” ile tanışmış oluyor… Dünya çapında bir noktaya ulaşan çalışmalarını, yeni tanıdığı “şehrin öteki yüzü”nden, mekânların ve çevrenin kötü hallerinden ve siyasi iklimin sert rüzgarlarından korumak ve daha sağlıklı bir şekilde yürütmek için bir yer yaratmaktan başka çare kalmıyor.

IRKÇI VE EMEK HIRSIZI ÇEVRELER ENGEL OLMAYA ÇALIŞIYOR

Kendi imkânları ile bu çalışmalar için açtığı stüdyo ise ırkçı ve emek hırsızı çevrelerin çıkardığı sorunlar, “burada Kürtçe şeyler yapıyorlar” kadar basit ihbarlarla sürekli rahatsız edilmeye başlanıyor ve çalışmalar devam edemez noktaya geliyor. Brusk, govend ve Kürt dans kültürü gerçekliğinin öne çıkmasını istediği ve bu başarının çirkin olaylarla gölgelenmesini istemediği için stüdyo konusu, ırkçılık, emek hırsızlığı gibi konuları gündeme getirmek yerine, sessizce geri çekiliyor ve stüdyoyu kapatıyor. Tabii ki pes etmiyor, çalışmalarına farklı stüdyolarda devam ediyor. Daha da büyüterek. Dans okulları ve eğlence mekânları açacak bir ekonomisi olmadığından dolayı, var olan dans odaklarını, mekânlarını ve kişileri bu kültüre ve kurduğu sisteme hizmet edecek şekilde dönüştürmeye başlıyor. Müzik gruplarının, dans topluluklarının, kurs-etkinlik mekânlarının ve kişilerin, “emek-fikir gasbı” gerçekliğini anladıktan sonra, bu durumu bile bu kültüre ve yaptığı çalışmalara hizmet edecek şekilde yönetiyor. Böylece birçok mekân, şarkıcı, müzisyen, dans ve kültür-sanat topluluğu Brusk’un ortaya çıkardığı ve günümüz insanlarının içebileceği bir kıvamda sunduğu kaynaktan su içiyor, sıhhat buluyor, para kazanıyor, arkadaş ve dostluklar ediniyor, dünya kültürleriyle gerçek tanışmalar yaşıyorlar. Şu an birçok insanın, üzümünü yediği bağcıdan haberi bile yok.

BREZİLYA’DA KÜRT DANSINI ÖĞRETECEK

Brusk, çalışmalarının dünya çapında dikkat çekmeye başlamasının ardından Amerika’dan gelen davetler üzerine Eylül ayında Brezilya’nın Rio de Janeiro ve Sao Paulo ve diğer birçok şehrinde Kürt danslarını Güney Amerikalılar ile yine dünyanın birçok yerinden gelen dans odaklarına öğretecek. Bu dans kültürünü dünyaya taşıyarak Kürtler ve dünya arasında kültürel ve kültürlerarası bir tanışmaya yol açacak.

ASİMİLASYONUN KÜRT DANS KÜLTÜRÜNE ETKİSİ

“Ben Kürt kültürünün içinden geliyorum” diyen Brusk, akademik ortamda govendlerin hikâyelerinin nasıl yanlış işlendiğini ilk olarak şöyle anlatıyor:

“Halk oyunlarının hikâyeleri adı altında, ilginç hikâye çalışmaları gördüm. Örneğin, ‘Solak birisinin ineği golik doğurmuş, bu adam sevinçten oynamaya başlamış ve solak olduğu için sola gitmiş ve Çep oyunu ortaya çıkmış.’ Çep sol demek tabii ama hikâye ilginç. Ayrıca dansın hareketlerini inceliyorsun. Dersim Diki, Adıyaman Diki, Mardin diki, Hakkari’de Xerzanî, Elazığ’da da Dik diye oynanan dansın teknik anlamda aynısı. Hikâye şöyle devam ediyor; golik olduğu için sevinçten oynamış ve bu hareketler ortaya çıkmış. Bunu söyleyen ‘akademik ortamda yapılmış bir çalışma.’ Ve içinde Kürtçe hiçbir şey yok. Çepin kürtçe bir kelime olduğu bile yazmıyor. Dil, dansı şekillendirirken, dili yok saymak dansı da yok saymak ve yerine başka bir şey koymak anlamına gelir. Halk oyunları dünyasında ‘dansların hikâyeleri’ne dair böyle yazılar geziyor ve her şey, ilgili resmi yönetim tarafından konulan kurallar çerçevesinde yapılıyor.

Başka bir hikâye de Diyarbakır’da yaşanıyor. Diyarbakır’ın topukları yere vuran öne çıkış hamlesi vardır, bu ayrı bir oyun olarak bilinir günümüzde. Kimisi buna nare, kimisi de gule diyor. Ve bunun hikâyesinde de ‘Diyarbakır’ı akrepler basmış, Diyarbakır kol kola girmiş ve akrepleri ezmişler, bu şekilde Diyarbakır’ı akreplerden temizlemişler.’ Bütün Diyarbakır kol kola girmiş bu hareketle ‘akrep ez oyunu’ çıkmış ortaya. Şaka gibi. Bunun Kürtçesini hiç duymadık. Oyunun ismini ‘Akrep Ezme Oyunu’ koymuşlar. Muhtemelen tutmamıştır çünkü resmi yazılarda az yerde rastladım. Ama yaygınlaşmadan önlemiş olabilirim ki rastlamıyorum bu aralar bu isme. Böyle bir hikâye atmışlar ortaya. Ve karşılaştığım birçok insan inanıyor buna. El-insaf, biraz mantık lütfen…

Bu tür ‘hikâyelendirme’ler, Kürt dans kültüründeki hikâyeler ve efsaneleri perdeleyerek tarihi olayları dolayısıyla kültürel hafızayı yok ediyor. Çünkü burada ‘hikâye’ kelimesiyle kastettiğimiz şeyler, Kürtler açısından bakıldığında tarihi olaylardır, savaşlardır, ekonomidir, devrimlerdir, avcılıktır, iştir, tarımdır, üretimdir, berekettir, inançlardır, aşklardır, biziz.

Asimilasyon sadece dil ile ilgili değildir. Kültür, tarih, karakter, hareket, kimlik ile de ilgilidir. Dil bunun merkezindedir.”

‘KÜRT OLUNCA DESTEK VERMEDİLER’

Öğrencilik yıllarında İstanbul’da bulunan birçok dans müzik topluluğunun çalışmalarına katılan Brûsk, bir dönem Anadolu Ateşi, Kardeş Türküler, Şermola Performans ve birçok dans müzik tiyatro topluluğuyla birlikte birçok proje çalıştıklarını, tüm bu süreler boyunca İstanbul ve dünyanın birçok yerinde dünya çapında prodüksiyonlarda yer aldığını aktarıyor. Bu süre zarfında ise okuduğu üniversiteden govendleri ve Kürt ezgileri için saha çalışması için bütçe istediğini de anlatan Brûsk, “Mesele Kürt olunca vermediler. Beni PKK’li sandılar. Sert bir gerçek tanışma yaşadık ve sanırım ilk defa bir Kürt ile tanıştılar. Tabii ki kavga etmedik, akademik bir dille tartışarak gerçek bir tanışma yaşadık. Ama tabii Kürtçenin akademide işi yok, bir şey çıkmadı. Direkt bir Kürt düşmanlığı olmadı tabii ama sonuçta sistem işlemedi. Hepsi ile arkadaş gibiydik ve Kürtçe meselesi çıkınca ortaya işler değişti. İşler değiştikçe ben dans müzik ve sahneleme çalışmalarımda Kürtçe konulara ağırlık vermeye başladım. Bunlar akademik bir ortamda geçiyor. Akademiyi ve bu ülkedeki birçok şeyi kökten sorgulamaya ve değiştirmeye başlamamda önemli bir dönemdir” diyor.

‘BÖLGELER FARKLI, DANSLAR AYNI’

Yaptığı çalışmalar ile govendleri yeniden ortaya çıkaran ve şehre, oradan dünyaya taşıyan Brusk, govendler hakkında bilgi kirliliği olduğunu kaydediyor. Brusk, şöyle devam ediyor:

“Belirgin danslar var, Granî dediğimiz bir tür var, ağırlama, ağır olan demek, dansı ağır ağır yapmak demek. Direkt Cida oynamaz kimse, Cida noktasına gelene kadar çeşitli danslarla ve aşamalarla gezdire gezdire -ki buna Govend girtin û gerandin denir- geldiği noktada buluşur herkes. Bu şekilde incelediğimiz Giranî türleri var. Dansta hikâyeler anlatabiliriz. Elo Dino’nun dansı örneğin, hikâyesi ile bütünleşmiş. Girani, Cida gibi dansların hikâyelerle renklendiğini söyleyebiliriz. Düğün dansları, savaş dansları, iş dansları vardır. Bunlara isim koyma meselesi yeni bir şey. İsim konularında tam bir terminoloji kaosu var. Bablekan denilen bir dans var; bu dans Bitlis-Van-Mardin ve çevresi merkezli olmak üzere neredeyse her yerde vardır. Hatay Kırıkhan’a gittiğimizde, bu dansı temel adımları aynı, karakteri farklılaşmış ve Kırıkhan dansı olarak oynandığını görüyoruz. Başka yerde Sêgavî diyorlar. Başka bir yerde başka bir dans için Sêgavî diyorlar. O da üç ayak demek.

Tam bunun yanında Botan tarafında ortaya çıkan Şere denilen bir dans var. Şere dansı ile Bablekan dansı teknik anlamda aynıdır. Şere savaş dansıdır, savaş demektir. Bablekan da Babê Lêkan, Bavlêxan babê lêkan, bavê lêxan denilebilir. Vuranların babası gibi, yiğit bir savaşçıyı anlatıyor. Bu savaşçıyı beş yüz yıl öncesinden de ele alabiliriz, yakın tarihteki ve bugünkü savaşçı profilinden de alabiliriz. Ve bugün de bir savaş var, bugünkü savaşçı profilinden dolayı Bablekan bir dönem Govenda Şoreşgeran, onun da Türkçeleşmesiyle ‘Gerilla Halayı’ ismiyle ortaya çıktı veya popülerleşti. Tabii bu isimlendirmeyi onlar yapmadı, onlardan bahsedenler yaptı.”

‘KÜRT DANSLARININ GENEL ADI GOVEND’

Brusk, Kürtlerde dans kültürünün, govend, bazdan, dîlan, lîstin, reqs kelimeleriyle hayat bulduğunu, halay kavramının Türkçe olduğunu, Kürtlerin danslarının genel adının govend olduğunun altını çiziyor.

“Birinin çıkıp ‘Kürt Dansları’ ve ‘Govend’ söylemini ortaya çıkarması gerekiyordu. Govend, halay değildir. Halay kelimesi ‘alaylıların oyunu’ söylemiyle ortaya çıkmış bir kelimedir. Mektepli- alaylı, yani okumuş-okumamış. Bu durumda ‘alaylı’ okumamış, cahil anlamına geliyor. Buradaki ‘okumamış’lık da halkın kendi eğitim sisteminde değil, ‘devletin okullarında okumamış’ ve ‘onlarla aynı noktada değil’ anlamında. Çünkü Kürtler hâlâ yaşadıkları devletlerin eğitimini ve dilini tam olarak benimsemiş, kabullenmiş değil ve kendi dilinde kendi eğitim sistemini istiyor. Bundan ve diğer taleplerinden vazgeçmiş değiller. Halay kelimesi bir dönem Kürtlere ‘karda yürürken duyulan kart-kurt sesinden çıkmıştır, Kürt diye bir şey yoktur’ demeye benzer bir durum taşır. Halay kelimesinde durum böyle. Ama govend, gotin û vendin demektir. Go: gotin; söylemek. Vend: vendin; hareket etmek, bir şey yapmaya girişmek, konmak, girişmek anlamlarına geliyor. Kürtçe düşününce ‘govend başlıbaşına bir ses ve hareket bilimi ve sanatıdır’ diyebiliriz. Buradan bakınca govend kelimesi başlı başına bir dans, müzik, ritim ve hatta sahneleme literatürü barındırıyor. Hem de binlerce yıl yaşananların süzgecinden süzülerek. Yani söylemek ve dans etmek demektir. Govend dediğinizde insanların aklında şu anda halay kelimesiyle birlikte karikatür bir görüntü oluşuyor. Ama bende bambaşka bir noktada. Ben olaya buralardan bakıyorum. Benim yaptığım şey, bunu ortaya çıkarmak oldu.”

İstanbul’da kurduğu Govendİstanbul stüdyosu kapanmadan önce, Arjantin’den gelen ve Amed’e kadar birçok yere giderek böyle çalışmalar yapan birini ararken, kendisine ulaşan bir dansçının bu dans kültürüyle ilgilendiğini ve davette bulunduğunu aktaran Brusk, şunları anlatıyor:

“Dünyanın birçok yerinin danslarını öğrenmiş ve Kürt danslarını da öğrenmek istemiş. Benim burada bu konuyla ne şartlarda nasıl ilgilendiğimi görünce, o da bunu daha detaylı öğrenip öğretebilecek bir kıvama gelip bununla ilgili çalışmak istemiş. Türkiye’nin mevcut sorunlarını ve burada bir şeyler yapmanın zorluğunu görünce, Arjantin’de Workshop etkinliği kurmaya karar vermişler. Dünyanın çeşitli yerlerinden mamosteler gelecek ve kendi danslarını gösterecekler. Arjantin’deki siyasi ortamın dayattıklarından sonra da bu Brezilya Rio’ya taşındı. Rio’da, Sao Paulo’da ve Güney Amerika’nın diğer birkaç şehrinde iki hafta boyunca bu dansları ve danslarla bağlantılı olarak dil, kültür, ülke, toplumsal gelişmeler, gelenekler, tarihi ve güncel durumlar üzerine sunumlar yapacağım. Güney Amerika halkları ve dünyanın birçok yerinden gelen dans ve müzik mamosteleri ile Kürt dansları bir tanışma gerçekleştirmiş olacak. Tam bir halklar buluşması olacak. Bu dansları birlikte çalışacağız. Böylece dünyaya yayılacak. Kültürlerarası bu tür buluşmalar aynı zamanda uluslararası buluşmalardır. Ben koca bir coğrafyayı temsilen gidiyorum oraya. Bunu destekleyecek bir kurum veya kişi yok kendi topraklarımda. Ama bunu görsünler istiyorum, Kürt dans kültürü kıtaları ve okyanusları geçti ve başka insanlar bizim govendlerimizi öğrenmek için gelecekler. Kültürümüzün zenginliklerini öğrenecekler. Bunları yaptıktan sonra ben tekrar İstanbul’da kurs, etkinlikler ve projeler yapmaya devam edeceğim. Brezilya’daki gelişmeden ve olayın Amerika’ya kadar varmasından sonra artık Diyarbakır’da da bunun olabileceğine inanıyorum. İstanbul şubem ırkçı ve diğer nedenlerden dolayı kapandı ama şu an, daha şimdiden dünyanın farklı yerlerinde 4-5 manevi şubem var. Artık her yerdeyim. Ülkede resmiyette yok, resmi şube olsa ne yazar? Hızlıca büyüyor, yayılıyor.”