Berlin-Ankara hattındaki kirli ilişkilere ‘êdî bese’ çağrısı

208

Almanya’nın Frankfurt kentinde temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlenen konferansın sonuç bildirgesi açıklandı. Konferans, Almanya ve Türkiye arasındaki kirli ilişkilere “êdî bese” demeye çağırdı.

Frankfurt’taki konferans “Temel Haklar Ve Özgürlükler İçin Uluslararası Konferans’’ başlığı altında 24 ve 25 Mart tarihlerinde yapıldı. Êdî Bese Platformu’nun düzenlediği konferansta özellikle Avrupa devletlerinin Türk devleti ile işbirliği içerisinde Kürt ve solcu örgütlenmelere yönelik baskıları üzerinde duruldu.

Sonuç bildirgesine göre Almanya’nın çeşitli bölgelerinden, farklı ulus, inanç ve politik düşünceye sahip insanların katılımıyla konferans gerçekleşti.

Bildirgede, iki gün boyunca yapılan sunumlar ve yürütülen tartışmaların etkili ve bilgilendirici olduğu belirtildi.

POLİSİN HUKUK KURALI YARATTIĞI BİR DÖNEME GİRİLDİ

Polisin hukuk kuralı yarattığı ve anayasal hakların çiğnendiği bir döneme girildiği tespitini yapan konferansın sonuç bildirgesinde şu ifadeler yer aldı: “Konferansımızda Türk devletinin tarihsel gelişimi içerisinde, uluslararası sermaye güçlerinden aldığı destekle, başta Kürtler olmak üzere Ermeniler, Asuri-Suryaniler, Ezidiler, Aleviler gibi farklı ulus, inanç ve kültürlerden insanlara yönelik sistematik katliamlar ve soykırımlar düzenlediği ifade edilmiştir. Bu katliamcı ve soykırımcı politikaların ve pratiklerin bir devamı olarak da, Türk Ordusu ve paramiliter cihadist uzantıları tarafından Efrin işgal ve ilhak edilmiştir. Bu işgal Rusya, ABD ve Almanya, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere küresel güçlerin desteği ve onayıyla gerçekleştirilmiştir. Uluslararası hukuk açısından saldırı ve savaş suçunun ihlal edildiği bu işgal/ilhak sürecinde; yüzlerce sivil katledilmiş, halkın mal-mülkleri talan edilmiş ve yüzbinlerce insan zoraki bir tehcire maruz bırakılmıştır. Konferans bileşenleri uluslararası güçlerin sorumluluğuna vurgu yaparak işgal ve ilhaka karşı tüm ilerici insanlığa mücadeleyi daha fazla yükseltme çağrısı yapmaktadır.

Konferansımızda Almanya başta olmak üzere; birçok Avrupa ülkesinde, demokratik Kürt kurumlarına, aktivistlerine, göçmen kökenli demokratik kitle örgütlerine, Türkiyeli devrimci kurumlara, bireylere ve Alman ilerici, devrimci, anti-faşist, barışsever örgütlenmelere yönelik özellikle G20 protestoları sürecinde artan baskılar da ayrıntılı olarak ele alınarak değerlendirmiştir. Takibat, bilgi toplama, tutuklama, yargılama pratikleri üzerinden kazanılmış temel hak ve özgürlüklerimize yönelik kapsamlı saldırılar söz konusudur. Özellikle de düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme ve gösteri haklarına yönelik yasaklayıcı politikalar yoğunlaşarak sürmektedir. Ceza yasalarının ağırlaştırıldığı, kamusal alanda hukuku polisin kendine göre belirlediği, polisin hukuk kuralı yarattığı, anayasal haklarımızın çiğnendiği bir döneme girilmiştir.”

BERLİN-ANKARA HATTINDAKİ KİRLİ İLİŞKİLER VE SONUÇLARI

Sonuç bildirgesinde özellikle Almanya hükümeti ile Türk hükümeti arasındaki kirli ilişkilere dikkat çekilerek, bu işbirliğinin yarattığı sonuçlara işaret edildi:

“Almanya ile Türkiye arasındaki kirli işbirliğinin en önemli yansımalarının başında politik yargılamalar gelmektedir. Bu yargılamalar yeni bir olgu olmayıp geçmişi otuz yıl öncesine Kürt siyasetçilerin toplu olarak yargılandığı Düsseldorf Davasına götürülebilir. Bu mahkemede ilk kez ulusal kurtuluş hareketi üyeleri yargılanmış, Türkiye’nin safında Kürtlere karşı kriminalizasyon siyaseti uygulamıştır. Akabinde PKK faaliyet yasağı getirilmiş, pek çok toplumsal, kültürel kurum yasaklanmıştır. Bugün de Almanya ceza yasasının 129 maddesine ‘Yurt dışında bulunan uluslararası bir terör örgütü üyesi olma’ suçunu oluşturan (b) paragrafı eklenerek daha da derinleştirilmiştir. Bu iddiayla başta Kürt politikacılar, ATİK ve Anadolu Federasyonu üye ve taraftarları olmak üzere; bir çok göçmen kökenli devrimci, ilerici insan takip edilme, tutuklama ve yargılama furyasına maruz kalmışlardır. Politik şahsiyetler Türk devletinin doğrudan verdiği bilgi ve belgelere dayanarak cezalandırılmaktadır. Türkiye, zihniyeti ve doğrudan dahliyle Almanya’da ki bu yargılamalarda adeta iddia makamını paylaşmaktadır.

Türk devleti, Almanya’da MİT, konsolosluklar ve AKP milletvekileri eliyle doğrudan ajan ve milis örgütlenmelerine girişmiştir. Özellikle de Osmanen Germania, UETD ve DİTİB camileri gibi yapılar, bu yasadışı örgütlenmenin merkezleri olmuştur. Bu yapıların finansal ve lojistik desteğiyle silahlı birimler/timler oluşturulmuştur. Yine Türkiyeli işçiler, öğrenciler, esnaflar ve akademisyenler içinde en koyu şovenist Türk milliyetçiliği ve ırkçılık geliştirilerek lobi çalışması yürütülmektedir. Bu örgütlenmeler sadece Almanya’da değil tüm Avrupa’da geliştirilmektedir. Bu örgütlenmelerin nasıl bir amaca hizmet edeceği Paris’te Sakine Cansız ve yoldaşlarının katledilmesinde de anlaşılmıştır.

Konferansımız yaşanılan baskıların Alman/Avrupa toplumlarını da hedeflediği tespitini yapmıştır. Bu nedenle yaşadığımız ülkenin/kentin temel sosyal-siyasal sorunlarına da daha fazla angaje olarak, tüm toplumsal sorunlar karşısında somut tutumlar almayı önermektedir. Bu gerçekleştiği zaman, yaşadığımız özgün sorunlar çerçevesinde daha geniş birliktelikler yaratmak olanaklarını sağlanmış olacaktır.”

TEMEL İLKELER VE KARARLAR

İki gün süren tartışmalar ışığında eleştrel ve özeleştirel değerlendirmelerin yapıldığı belirtilen konferansta fikir birliğine varılan temel ilkeler ve kararlar şöyle sıralandı:

-Temel haklar ve özgürlükler mücadelesi, egemen hukuka karşı; haklı ve meşru bir mücadeledir. Ve bu meselede birleşik, demokratik ve enternasyonalist mücadele olanakları dünden daha fazladır. Egemen güçlerin güncel politikalarının küresel egemenlik krizini derinleştirmesi bu ortaklığı daha mümkün kılmaktadır.

-Temel haklarımızın korunmasının en doğru yolu ifade ve düşünce özgürlüğünü, örgütlenme hakkını yeni kampanyalar ve mücadele yöntemleriyle pratik olarak daha fazla kullanılmasıdır.

-Politik ve hukuki baskılara karşı toplumu daha fazla bilgilendirmek, örgütlemek ve meşruiyet temelinde harekete geçirmek bu konferansa katılan bütün örgütlerin, demokratik kurumların ve sorumluluk bilincinde olan bireylerin önemli politik görevleri arasındadır.

-Politik tutsakları, gözaltına alındıkları ilk günden başlamak üzere daha güçlü sahiplenmek, dayanışma içerisinde olmak temel bir ahlaki ve politik görevdir.

-Temel haklara yönelik tüm saldırılar en ince detaylarına kadar belgelenip, kamuoyunun bilgisine sunulmalıdır. Bugüne kadar gerçekleşen tüm saldırılar da arşivlenerek, düzenli bilançolar halinde basına, sivil topluma ve kamuoyuna ulaştırılmalıdır.

-Bu baskıcı politikaların aktüel hedefi olan NAV-DEM, ATİK gibi örgütlenmelere karşı anında ve hızlı dayanışma gerçekleştirilmelidir. Bir kuruma yönelik saldırı tüm demokratik kurumlara yapılmış sayılmalıdır.

-Kriminalizasyona, cezai ve hukuki saldırganlıklara karşı çalışma yürüten Rote Hilfe ve AZADİ gibi kurumlarla daha fazla dayanışma içinde olunmalı, bu kurumlara üye olunarak, bağışlar yapılarak ve ortak çalışmalar örgütlenerek güçlendirilmelidir. Özellikle bu kurumların çıkardığı özgün bültenler, yayınlar güçlendirilmeli, yaygınlaşması ve dağıtımı desteklenmelidir.

-Temel haklara ve özgürlüklere yönelik saldırılara karşı daha düzenli, istikrarlı, genişlemeyi esas alan Temel Haklar ve Özgürlükler İçin Daimi Komite gibi kalıcı bir örgütlenme oluşturulmalıdır. Bunun biçimini EDİ BESE bileşenlerince somutlaştırılacaktır.

-Almanya parlamentosuna sunulmak üzere bir imza kampanyası başlatılmalıdır.

-Faşist AKP Hükümeti ve Almanya Büyük Koalisyon Hükümeti arasındaki kirli ve baskıcı ilişkiler daha fazla teşhir edilmelidir. Politik iktidar baskılarına, devlet terörizmine, gerici ve yasakçı güvenlik politikalarına, toplumsal muhalefet sürdüren kesimler hakkında hukuk dışı ve anti-demokratik yöntemlerle bilgi toplama, takip etme, yıldırma, yargılama-cezalandırma politikalarına ve pratiklerine karşı hep birlikte ve daha güçlü bir sesle EDİ BESE denmelidir.