Basına ve Kamuoyuna

974

Paris’te 9 Ocak 2013’te katledilen PKK’nin kurucu üyesi Sakine Cansız, KNK üyesi Fidan Doğan ve Kürt Gençlik Hareketi üyesi Leyla Şaylemez’in tetikçi katili Ömer Güney, cezaevinde öldü veya bir biçimiyle öldürüldü. Ölümü her haliyle bizim için kuşkuludur. Baştan itibaren bu kişinin bir biçimde ortadan kaldırılacağı ve davanın sürüncemede bırakılacağı kuşkusu bizde, mağdur ailelerde ve ilgili çevrelerde hep vardı. Sonuçta korkulan oldu, tam da mahkemenin başlayacağı zamana doğru sanık yok oldu veya yok edildi.

Bizce baştan itibaren birileri böyle bir davanın görülmemesi için harekete geçmişti. Bunu derken kastımız Fransa adli makamları değil, kastımız Türkiye ve Fransa devletleri arasındaki çıkar ilişkileri ve gizli pazarlıklardır. Mahkeme başlasaydı yalnız Ömer Güney değil, aynı zamanda Türk Devleti, Türk MİT’i, Türk Hükümeti ve başta dönemin Başbakanı Recep Tayip Erdoğan olmak üzere Türkiye yöneticileri yargılanacaktı, mahkûm olacaklardı. İşte engellenmek istenen ve engellenen bu durumdur. Ömer Güney bir piyondu ve o piyon ortadan kaldırılarak Türk Devleti korumaya alındı.

Dosyaya ve gelişmelere bakıldığında böyle düşünmemizi haklı çıkaran çok sayıda gelişme vardır. Olayın oluş tarihinden kısa bir süre sonra 17 Ocak 2013’te Ömer Güney yakalandı ve kısa sürede olayın gerçek faili olduğu anlaşıldı. Aynı zamanda Ömer Güney’in yalnız olmadığı, olayın örgütlü olarak ve Türk MİT’i tarafından gerçekleştirildiği, Kürt politikacıları hedef alan politik bir cinayet olduğu ortaya çıktı. Dosyadaki belgelere göre bütün bunlar daha ilk aylarda anlaşılmıştı. Buna rağmen diğer sanıklar ortaya çıkarılmadı ve soruşturma uzatıldı.

Bütün uzatmalara rağmen soruşturma Mayıs 2015’te bitti. Savcı da hazırladığı iddianameyi 9 Temmuz 2015’te mahkemeye sundu. Normalde 2015 yılı son aylarında dava görülebilir ve sonuçlanabilirdi. Mahkeme anlaşılmaz bir şekilde uzun süre boyunca duruşma günü vermedi. Sonra da uzak bir tarih olan 5 Aralık 2016 günü duruşma tarihi olarak açıklandı. Bir süre sonra da hiçbir gerekçe ileri sürmeden duruşma tarihi 23 Ocak 2017’ye ertelendi. Ve 23 Ocak gelmeden sanık yok oldu.

Baştan itibaren Ömer Güney’in hasta olduğu, hastalığının giderek ağırlaştığı ve ağırlaşacağı biliniyordu. Bu durum dosyadaki sağlık raporlarında mevcuttur. Öyle görünüyor ki duruşmanın yapılmasını engellemek isteyen birileri, Ömer Güneyin ne zaman ölebileceğini veya ortadan kaldırılabileceğini iyi tahmin etmişti veya iyi planlamıştı. Onun için duruşma tarihi bu kadar ileri bir tarihe alınıyordu. Yoksa bu kadar gecikme ve geciktirme neden olsun?

Dosyadaki belgeler ve iddianamedeki tespitlere göre olayın bir organize suç olduğu, Ankara da organize edildiği ve bunun bir MİT organizasyonu olduğu ortadadır. Birçok belge bilgiye rağmen bu konunun üzerine gidilmedi ve sürekli olarak tek sanıkla yetinildi. O sanığın da bir biçimiyle ortadan kaldırılmasına çalışıldı ve sonunda ortadan kaldırıldı. Şimdi o sanık da olmayınca dosyanın kapatılmasına çalışılacak ve diğer failler serbest dolaşacaklardır. Amaçlanan ve varılmak istenen sonuç budur. Bunu hangi vicdan sahibi kabul edebilir?

Dosyada ayrıca organize bir kaçış planı da vardır. Olaydan bir yıl sonra 4 Ocak 2014’te, Almanya da ikamet eden MİT ajanı olduğu söylenen Ruhi Semen ve oğlu Ümit Semen, cezaevinde Ömer Güney’i ziyaret ediyorlar. Burada Ömer Güney’in nasıl kaçırılacağı üzerinde konuşuyorlar ve plan yapıyorlar. Bu kaçış planı ve Ömer Güney’in verdiği mektuplar Ruhi Semen tarafından MİT’e ulaştırılıyor. İddianamede de geçtiği gibi Ömer Güney yaptığı görüşmede Semen’e ulaştırdığı mektup daha sonra Ruhi Semen’in evine yapılan ev baskınında Alman polisi tarafından ele geçirilmiştir. Semen göz altına alınmıştır ancak hukuki bir işleme tabii tutulmayarak serbest

bırakılmıştır. Bu kaçış planı konusunda savcılık Ömer Güney hakkında ikinci bir iddianame düzenliyor. İlginçtir burada da sanık tek kişidir. Ruhi Semen ve diğerleri neden bu dosyada yok, bunun mantıklı izahı var mı?

Öyle görünüyor ki her şey bir planlama çerçevesinde organize edildi. Ömer Güney dışındaki sanıklar yeterince takip edilmedi, bilinçli olarak tek sanık üzerinde duruldu ve şimdi o sanık da artık yok. Dolayısıyla dosyanın kapatılmasını isteyecekler. Bu durumu kabul etmek mümkün değildir. Bunu ne halk ne de hareket olarak kabul edemeyiz, kabul etmiyoruz.

Bu sonucun ortaya çıkmasında Fransa hükümeti sorumludur. Türk devletinin istihbarat örgütü MİT, Paris’in ortasında üç Kürt kadın siyasetçiyi katletmiş, Fransa hükümeti bu konuda Türk devletine bir nota dahi vermemiştir. Şimdi de dosya kapatılmak isteniyor. Bütün deliller faillerin MİT mensubu olduklarını ortaya koymaktadır. Buna rağmen bir politik cinayet yargılanmadan kapatılmaya çalışılıyor. Bu Fransa devleti için katilleri koruma ve Kürt halkının adalet beklentisini yok saymadır. Bu durum Fransız devletinin AKP ve Erdoğan faşist rejimi ile içine girdiği karanlık ilişkilerin bir sonucu ve göstergesidir. Bu katliamın üstünü örtmeye çalışanlar, tamda Kürtlere karşı yoğun saldırı ve katliamların yaşandığı bir süreçte bu kararı almışlardır. Kürt siyasetçilerine ve kurumlarına karşı Avrupa’da Türk MİT’inin yeni komplolar ve planlamalar yaptığı bir sürece denk gelen bu olay Fransız devleti tarafından bilinmeli ki yeni katliamların önünü açma ve katliamları teşvik etmeye yol açacaktır. Dolayısı ile bundan sonra Avrupa’da veya Fransa’da gelişecek olan bu tür saldırı ve katliamlara karşı hukuki bir sürecin işlemeyeceği ve adaletin gerçekleşmeyeceği kanısını güçlendirecek ve Kürt halkının Fransa hukukuna karşı güvensizliğini daha da derinleştirecektir.

Biz Kürt halkı ve kurumları olarak bu hukuksuzluğu ve adaletsizliği kabul etmiyoruz. Biz halk ve Kürt kurumları olarak bu olayın takipçisi olacağız ve katillerin yargılanması için sürekli çaba içinde olacağız. Bu temelde tüm halkımızı bulunduğu her yerde Paris katliamının aydınlatılması için demokratik tepkisini göstermeye ve mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz.

KCDK-E Yürütmesi

18 Aralık 2016