‘Avrupa’da halkların birleşik mücadelesini yaratmanın tam zamanı’

160

Avrupa Efrîn’i Sahiplenme Platformu Koordinasyonu Üyesi Şafak Arabacı, Avrupa’da gerçekleşen Efrîn eylemlerinin yerli halklar ile emperyalist devlet arasındaki çelişkiyi daha da derinleştirdiğine dikkat çekti.

Avrupa Efrîn’i Sahiplenme Platformu Koordinasyonu Üyesi Şafak Arabacı, Avrupa’da gerçekleşen Efrîn eylemlerinin yerli halklar ile emperyalist devlet arasındaki çelişkiyi daha da derinleştirdiğine dikkat çekti, “Şimdi Avrupa’da halkların birleşik mücadelesini yaratmanın tam zamanı” dedi.

Avrupa Efrîn’i Sahiplenme Platformu Koordinasyonu üyesi ve AvEGKon Eş Başkanı Şafak Arabacı, Türk devletinin Efrîn’i işgaline karşı Avrupa’da günlerdir devam eden eylem süreci ile gelecek döneme dair sorularımızı yanıtladı.

20 Ocak’tan bu yana devam eden eylemlerin sonuçları neler oldu?

Êdî Bes e Platformu’nun bileşenleri, Türk devletinin saldırısının ardından 23 Ocak’ta bir araya geldi ve 43 kurumun katılımıyla Avrupa Efrîn’i Sahiplenme Platformu oluşturuldu. Bir hafta içinde bileşen sayısı 94’e yükseldi. Hem AvEG-Kon’un hem de Avrupa Efrîn’i Sahiplenme Platformu’nun yaklaşımı şuydu: “Her yer Efrîn, her yer direniş”. Bu slogana bağlı kaldık. İlk kez, “Her yer Efrîn her yer direniş” sloganı ve kesintisiz eylem kararı hayat buldu.

KESİNTİSİZ EYLEM ÇİZGİSİNE GERÇEKTEN YAKLAŞTIK

Yerli devrimci ya da antifaşist örgütler Platformun bileşeni mi?

Platform, Türkiyeli ve Kürdistanlı örgütlerden oluştu. Ancak ilk kez Kürdistan’ın dört parçasından KDP dışındaki tüm örgütlerin katılımı oldu. Daha öncesinde Kürt örgütlerin katılımı da Kürt özgürlük hareketi ile sınırlı kalırdı. Yerli kurumlar ile eylemde ortaklık sağlandı. Ancak Almanya’da başka bir biçimde mücadele ortaklığını kurduk. Alman kurumlar Êdî Bese Platformu’nun içinde yer alıyor. Avrupa Efrîn’i Sahiplenme Platformu’ndan üç temsilciyi koordinasyonu sağlamak üzere Êdî Bese Platformu’nda görevlendirdik. Böylece mücadele ortaklığını sağlamış olduk. 23 Şubat’ta Berlin’de Efrîn gündemli büyük bir gösteri düzenlediler. Platformun genel olarak yaptığı eylemlere ilişkin olarak da şunu söylemek istiyorum: 30 yıldır Avrupa’da yaşıyorum ve tüm süreçlerin bir şekilde içinde yer aldım. Ancak “kesintisiz eylem çizgisi”ne bu kadar yakın bir süreci daha önce görmedim. Buna Kobanê süreci de dahildir.

Yerli halklar bakımından sokak eylemlerinde durum nedir?

Başta Almanya olmak üzere Avrupa devletlerinin Kürdistanlı ve Türkiyeli kurumlara yönelik kriminalize etme saldırısı söz konusu. Platform’da bu duruma karşı nasıl bir taktik izleyeceğimizi tartıştık. “Geri adım atmayacağız, sembollerimizle birlikte sokağa çıkacağız” konusunda hemfikirdik. Ancak Avrupa halklarının, dünya halklarının sempatisini kazanmak, Efrîn halklarının direnişini herkese anlatmak gibi bir amacımız vardı. Bu nedenle bizi kriminalize edecek her türlü hareketten kaçınma kararı aldık. Özellikle Alman polisinin bize karşı taciz ve provokasyonlarını bu tutumumuzla boşa çıkartırken, Alman kamuoyunun ve genel olarak Avrupa halklarının sempatisini, desteğini kazandık. Bu sayede kısa sürede emperyalistler ile yerli halklar arasında çok net bir çelişki ortaya çıktı. Avrupa halkları, kendi devletlerinin ve basın kuruluşlarının yalanlarını, manipülasyonlarını eylemlerimiz sayesinde görmüş oldu.

GÜNÜMÜZÜN 68’İ NEDEN YARATILMASIN Kİ!

23 Ocak’tan bu yana süren “kesintisiz eylem” somut olarak neleri değiştirdi?

Birincisi; Efrîn konusunda Avrupa kamuoyunu aydınlattık. İkincisi, eylemlerimiz sayesinde emperyalist devletler ile yerli halklar arasında bir çelişki ortaya çıktı. İşgalin ikinci haftasından itibaren başta Almanya olmak üzere yerli halklar ile taleplerimiz ortaklaştı. IG Metall, eylemlerimizde pankart açtı. Fransa’nın en büyük işçi sendikası SCT, kendi hükümetine “Türk devletinin yanında yer alma!” çağrısını yaptı. Bunlar eylemlerimizin somut sonuçlarıdır. Bu süreci, ABD’nin Vietnam işgaline karşı 68 kuşağının tepkisine benzetiyorum. Efrîn direnişi günümüzün ’68’ini neden yaratmasın ki? Eylemlere katılım, dünya halklarının savaş, ırkçılık ve sosyal yıkım politikalarına karşı da gösterdiği tepkinin mayalanması olarak da görülmeli.

Avrupa’da halklar arasındaki bu mücadele ortaklığı bundan sonra nasıl devam etmeli?

Uzun yıllardır Avrupa’da mücadele yürüten göçmen örgütlerinin yakalamak istediği bir momenti şu anda yaşıyoruz. Sokakta bir ortaklaşma yaratıldı. Süreç daha bitmedi. Ancak sadece Efrîn ile sınırlandırmamalıyız. Efrîn işgali devletleri bir yanda, halkları bir yanda toparladı. Avrupa’da eğitim hakkı kısıntıya uğrayan gençler ile Efrînli Kürt gençlerin taleplerini buluşturmak gerekiyor. Avrupa kadın hareketi ile Kürt ya da göçmen kadınların gündemlerini ortaklaştırmamız şart. Emperyalistlerin halkların mücadelesine karşı aldıkları tedbir yasalarına, göçmenler ve yerli halklar birlikte itiraz etmeli.

Erdoğan diktatörlüğünün Efrîn’e yönelik saldırısıyla aynı zamanda Rojava kadın devrimini hedeflediği düşünüldüğünde, ayrı bir kadın hareketi örgütlenemez miydi?

Avrupa kadın hareketinin bu süreçte çok aktif rol almadığını düşünüyorum. Bunun sorumlusu hem biziz hem de Avrupa kadın hareketi. Kadınlar olarak biz sürecin içindeyiz. Ancak yeterli değil. Kadınlar, Trump’a karşı 24 saat dünyanın her yerinde eylem yapmıştı. Çünkü Trump kadın düşmanıydı, cinsiyetçiydi. Erdoğan da kadın düşmanıdır, cinsiyetçidir. Kadınlar olarak bizim, Erdoğan’a ve saldırganlığına karşı ayrı bir hattan direnişi örgütleme zeminimiz çok güçlüydü. Süreç bitmiş değil, hâlâ bu hareketi örgütlemenin imkânları söz konusu. Platformumuzdaki kadın örgütleri, BM’nin önündeki açlık grevini devralıyor. “Avrupa kadın hareketini bu sürece nasıl dahil edebiliriz?” sorusunun yanıtı orada hep birlikte aranabilir.

Platformun önümüzdeki günlerde eylem takviminde ne var?

Cenevre’deki açlık grevi gündemimiz. 21 Nisan’da da Almanya’nın Dusseldorf kentinde 100 bin kişinin katılımının hedeflendiği bir miting düzenleyeceğiz.