Amed Zindanı’ında direnişin adı Leyla

119

Faşizm, kaybetmeye mahkumdur. Tıpkı 40 yıl önce olduğu gibi bugün de direniş kazanacaktır. Bize düşen bu görkemli direnişe öncülük edenlere katılmaktır.

Amed, Şehr-i Sur; Kürdün direniş kalesidir. Asırları, çağları direnerek deviriyor bu şehir. Amed’i tanımlayan biricik sözcük, direniştir. Dağı-taşı, kadını-erkeği, çocuğu-yaşlısı, sokağı-zindanıyla direnişin sembolüdür. Yaşamı direnişle örme ve inşa etme geleneğidir. Varlık, böyle anlam buluyor Kürdistan’da. Direnmezsen yoksun, varsan bile nasıl olduğun meçhuldür. Geleneğin gücünü bilmek ve ona göre yaşamaktır…

Çağlar çağları devirdi, Kürdün direniş geleneği belki bazı duraklarda zayıfladı, sonuç alamadı fakat bir nehir misali akışını durdurmadı, kurumadı. İşte bugün de coşkun akıyor, yarın da akacak. 20. yüzyılın son çeyreğinde Amed’de direnişin durağı ve kez zindan olur. Sömürgecilik binlerce yıl biriktirdiği vahşetini, işkencesini, zulmünü, inkar-imha politikalarını uygulama alanı olarak zindanı seçer.

KÜRDÜN DİRENİŞ GELENEĞİ

Faşizm dışarıda yapamadıklarını zindanın karanlığında gizlenerek yapmaya başlar. Faşizme boyun eğmeyen, diz çökmeyen ve direnişi, mücadeleyi esas alan Kürdü her türlü ölüme sürükler. Çünkü PKK ve Önder Apo şahsında Kürtlük dirilişe geçmiş, üzerindeki ölü toprağı silkelemiş. Faşizmin öfkesi en yoğun düzeyde. Direnişe başlamadan bitirmek ister PKK’yi. Öyle bir sistem inşa eder ki Amed Zindanı’nda akıl tutulması yaşatır herkese. İnsan aklının sınırlarını zorlayan bir vahşet devreye koyar.

Amed Zindan’ı her şey ile özel bir işkence merkezi ve sistemidir. Faşizmin yegane işkence aracı artık zindandır. Sonuç almak için her türlü yol ve yöntem mubahtır. Fakat hesaplayamadıkları bir şey vardır; Kürdün direniş gücü geleneği. Aslında Kürdün şahsında insanlık onuru yerle bir edilmek isteniyor. Kürt ve Türk halkının öz evlatları insanlık onurunu korumanın direnişine soyunurlar. Karanlığı, işkenceyi ve vahşeti kırmanın direnişi. Tarihin en soylu direnişlerinden birini başlatır genç yürekler, ruhlar ve bedenler. Çıplak bedenlerini açlığa yatırarak ve ateşe tutuşturarak faşizme karşı kalkan yaptılar.

ONURSUZ YAŞAMAKTANSA DİRENEREK ÖLMEK EN SOYLU SEÇENEK OLUR

En acılı ölümleri isteyerek onurluca kabul ettiler. Çünkü ölüm yaşamı sonlandırmaz, yaşamı en soylu tarzda yaşatmaya devam ettirir. Onursuz yaşamaktansa direnerek ölmek en soylu seçenek olur. Mazlum, ateşiyle zindanın karanlığı aydınlıktır, yol gösterir yoldaşlarına. Dörtler, ateşlerinin ısısı ile zindanın çirkin yüzünü, soğuk yüreğini, katı zihnini eritirler. Bedenlerini açlığa yatıran Kemaller, Hayriler, Akif ve Ali’ler son darbeyi faşizme vururlar. Sara, direnişi iliklerine kadar yaşar, vahşetin başını tükürüğüyle boğar. Ve kazanan direniş olur. İnsanlık onuru olur. Kaybeden faşizmdir, faşizmin özel aracı zindandır.

Direnişçiler, direnişleriyle Önder Apo’yu ve PKK’yi yaşatırlar. Kürtlüğü, Kürdistan’ı ve tüm insanlığı önce ruhlarıyla sonra bedenleriyle korurlar. Amed Zindanı’nın tek hakikati ‘Berxwedan Jiyane’ olur. Bu ruh, cesaret, azim, fedakarlık, kararlılık ve iddia bir daha hiç bitmeyecek ve kaybolmayacak biçimde izler, mirasçılar bırakır geriye. Bu zindanda kalan herkes bu gerçekliğin çekim gücünden kurtulamaz. Zindanlar, o gün bugündür direniyorlar.

İNSANLIK SUÇUNUN YAŞANDIĞI YERDİR İMRALI CEZAEVİ

21. yüzyılın ilk çeyreği… Yine zindan. Ama bu kez zindanın adı, İmralı. Zindanda esir tutulan Önder Apo. Kürdistan halkının en büyük değeri, tam 20 yıldır aralıksız olarak İmralı tecridine ve işkencesine karşı ruhu, yüreği, aklı ve bedeniyle an be an, gün be gün direniyor. İmralı Zindan’ı, eşi benzeri olmayan bir işkence ve tecrit merkezidir. Sistematik işkencenin yapıldığı özel bir yerdir. Önder Apo, büyük direnişiyle bu sistemi deşifre etmiştir. Amed’in kaba işkence ağırlıklı sistemi yerini, İmralı’da özel ve psikolojik savaş yöntemlerine bırakıyor.

İnsanlık suçunun, insanlık dışı uygulamaların yaşandığı yerdir İmralı Zindan’ı. Önder Apo, bu sistemle imha edilmek isteniyor. Tecrit ile ölümü dayatmış oluyorlar. 40 yıldır faşizmin amacı değişmedi. Önder Apo şahsında tarihimize, kimliğimize, kültürümüze, insanlığımıza saldırılar yapılmaktadır. Çünkü Önder Apo, tüm değerlerin toplamıdır. Kürdistan’ın ana değeridir. Önder Apo, sıradan bir insan değildir, Kürt halkının yüreği, duygusu ve düşüncesidir. Önder Apo, 40 yıllık mücadelesiyle Kürt varlığını korudu, sağladı ve özgürleştirmenin mücadelesini sürdürdü.

DİRENME DERYASINDA BİR DAMLA OLMAYI ÇOK AZ YAKALADIK

Kürtlük, bugün varsa ve direniyorsa Önder Apo’nun soylu ve büyük mücadelesinin sayesindedir. Kürdü, Kürdistan’ı temsil ettiği için tecrit, saldırı ve işkence uygulanıyor kendisine. İmralı’daki direniş bir kez faşizme kaybettirdi. Zindanın öldüren gerçeğini paramparça etti. Direnerek tüm saldırıları püskürttü ve bizleri de direnmeye davet ediyor yıllardır. Bizler bu direnme deryasında bir damla olmayı çok az yakaladık.

Direnişinin kapsam ve biçimine anlam verme, bunu pratikleştirme eksikliğimiz, Önder Apo’dan uzaklaşmamıza neden oldu. Ancak Önder Apo ile yoldaş olmayı bilen, ruhlar, her zaman olmuştur. Yeri ve zamanı gelince bu ruh doğallığında açığa çıkıyor. Amed Zindanı, Önder Apo ile yoldaş olmayı bilenlerin mekanıdır. Saraların, Mazlumların, Kemallerin, Hayrilerin ve daha nicelerinin direniş ruhuyla anlam kazanan bir mekandır. Bu mekanda olup da bu ruhtan, direnişten, cesaretten, bağlılıktan uzak ve bihaber olmak mümkün değil. Direniş dışında hiçbir duygu, düşünce ve pratiğin hükmü yoktur. Her iki çeyrek yüzyılın amaçları, uygulamaları aynı olunca, direniş de karşı cepheden aynı oluyor.

DEMOKRATİK SİYASET BİR DİRENME BİÇİMİDİR

Bugün, Heval Leyla da İmralı direnişine katılmayı özgür yaşama seçeneği olarak gördü. Yine Önder Apo’ya uygulanan mutlak ağırlaştırılmış tecridin insanlık suçu, insanlık onurunu kırma, ölümü yavaş yavaş dayatma olarak anlamlandırdı ve buna ‘Dur’ demenin eylemini başlattı. Kürt ve Kürdistan gerçeğinin herkesçe bir kez daha bilinmesi, görülmesi için bedenini açlığa yatırdı. Tehlikeleri gördü ve bertaraf etmek için direnişe geçti. Heval Leyla, özgür yaşam gerçeği ancak ve ancak Önder Apo’nun özgür yaşam ve çalışma koşullarının sağlanmasıyla olacağının farkındalığıyla bu ağır tecride son verme mücadelesine öncülük etmeye çalışıyor.

Heval Leyla, eylemi ve direnişi için çok yoğun bir hazırlık yapmış. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesaplamış. Tıpkı büyük ölüm orucunun başlama yöntemi gibi mahkemede duyurdu eylemini. Bu yöntem ve düşünme tarzı güçlü direniş geleneğinin güncellenmesidir. Bu, Amed Zindanı’nın direniş ruhunu daha başından yakalamayı başarmaktır. Mekan ve zamanlama açısından büyük bir çıkıştır. Kendisi, öncelikle kadın olmanın, insan olmanın, bir siyasetçi olmanın getirdiği tüm sorumluluklarını yerine getirme sürecindedir. Demokratik siyaset, bir direnme biçimidir. Toplum gibi yaşamak, direnmek ve mücadele etmektir.

LEYLA KENDİSİNİ EMEĞİ İLE VAR EDEN BİR KADINDIR

Heval Leyla, iktidarı temsil eden siyasetin değil, halkçı ve halktan olan siyasetin temsilcisidir. Dolayısıyla yaşamı da, mücadelesi de bu ölçülere göredir. Leyla, bir sürgün Kürdüdür. Yurdundan, tarihinden, kimliğinden, uzaklaştırılarak başka yurtlarla doğar ve büyür. Toplumsallığı güçlü olan bir halk gerçeğinden geldiği için, O’nda Kürtlük kaybolmaz ve kültürel olarak kendisini yaşatır. Sürgün ne kadar eski de olsa, o arayışları sonucunda öz yurduna kavuşur. Hakikati tamamlama arayışındadır artık. O bir kadın, bir anne, bir devrimci, bir siyasetçi. Şimdide bir direnişçi.

Kendisini emeğiyle var eden bir kadındır. Yaşamı her yönüyle deneyimlediğinden, kadının yaşadığı derin kölelikten sıyrılıp özgürlüğe , mücadeleye adım adım koşar. Bu koşusu, aynı zamanda hakikat koşusudur. Yolu, hakikat yoludur. Önder Apo’nun kadınla yoldaşlığı onu etkiler. Kadın özgürlük felsefesi, yaşam tarzı, kendisinin içinde tanımladığı ve arayışlarına cevap olduğu yerdir. Kadın özgürlük mücadelesi ve devrimi Leyla’ya ilham olur, cesaret verir, kendisi olmayı muştular. Mücadele yaşamıyla herkesi etkiler. Duruşuyla, yaşamıyla, üslubuyla halkçıdır. Erkekle mücadelede radikal ve koparıcıdır. Kadın özgürlükçüdür. Herkese dokunmayı bilen, paylaşımcı ve mütevazi bir yoldaştır.

DİRENİŞ ORKESTRASININ ŞEFİ LEYLA GÜVEN’DİR

Leyla, direnişiyle bağlılığı, cesareti, estetiği, mütevaziliği kendisinde somutlaştırmıştır. Leyla, Önder Apo’nun görkemli direnişine katılmayı , ‘Berxwedan Jiyane’ diyenlerin yoldaşı olmayı, Sara’nın öncü ve cesur ruhunu yakalamayı, yurtsever Kürt halkının kalbinde yer edinmeyi, dağda, zindanda, her yerde direnenlerin öncüsü olmayı başarmıştır. Faşizm, kaybetmeye mahkumdur. Tıpkı 40 yıl önce olduğu gibi bugün de direniş kazanacaktır. Bize düşen bu görkemli direnişe öncülük edenlere katılmaktır. Bir orkestra düşünün; özgürlük senfonisini çalan.

Aklıma Leningrad orkestrası geliyor. Leningrad direnişinin bir parçasıdır bu orkestra. Leningrad kuşatmada ama orkestra bu kuşatmayı tek başına kıracak bir ruhu açığa çıkartıyor. Belki şu an böylesi bir orkestramız yok. Özgürlük senfonimiz de halen yazılmış değil. Fakat bizler, direnişimizi bir orkestra gibi örgütleyebiliriz. Adı direniş orkestrası olsun. Senfonisi özgürlük senfonisi olsun. Direnen binler, milyonlar olarak bu orkestranın sanatçısı, enstürmanı, notası ve sesi olalım. Milyonlarca sesin ahengiyle tek ses olup tüm dünyaya dinletelim kendimizi. Direniş orkestrasının şefi, Leyla Güven’dir. O bu direnişi can-ı gönülden yönetiyor. Bunun için Amed Zindanı’nda direnişin adı Leyla.

*Diyarbakır E Tipi Kadın Kapalı Cezaevi